Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

Kahve Molası

yıl: 
2007
Yazar: 
Tania Melis Bahar
derecesi: 
Mansiyon 5



İçimde bir sıkıntı odamda oturuyordum. Önümde bilgisayar, elimin altında klavyesi, yanımda yapmam gereken dersler, sağımda ise yatak ve televizyon. Aralarından en cezbedicisi olan televizyon bile beni kendine çekemiyordu. Halbuki tam 15 dakika sonra, uzun zamandır seyretmeyi planladığım o İtalyan filmi başlayacaktı. Odanın ortasında ne yapacağıma karar vermeye çalıştığım sırada telefonum çaldı.

 

“Hadi bir kahve içmeye gidelim” diyordu.

 

Uzun zamandır dilimin ucundaki şey buymuş gibi heyecanlandım. “Tamam” dedim. Her zaman daha uzun süren giyinme faslım bu sefer kısa sürmüştü. Sandalyenin üzerinde 4 yıllık siyah hırkam, altımda kot pantalonum sokağa fırlamıştım. Arabasını bekliyordum. Havanın esmesine aldırış etmeden dışarı atmıştım kendimi. Dört duvar arasında kaldığım sürece, özlediğimi hiç fark etmediğim havayı içime çektim.

 

Saat; gece 23.00 suları. Hangi kahvecinin açık olduğu ve ne kadar daha açık kalacağı konusunda anlaşmaya çalışıyorduk.

 

Arabayı park edip, yürümeye başladık. Hava gerçekten çok güzeldi. Kendi kendime kızıyordum yol boyu niye dışarıya çıkmayı akıl etmedim diye. Karşıdan karşıya geçmek için kaldırımdan adım atmaya korkuyorduk. Saat geç olmasına rağmen caddeden, en az sabah saatlerindeki gibi bir yoğunlukta arabalar geçiyordu. Gittiğimiz kafe de en az cadde kadar doluydu. Arkada güzel bir yer gözümüze çarpmıştı. İki tane rahat deri koltuktu bizi oraya iten. Aslında hiç kahve sevmem, sadece bu ortamı seviyorum. Ama yine de kahve içmiştim o akşam.

 

“Neyin var?” demesi yetmişti.

 

Önce her zamanki gibi “Bir şeyim yok!” demiştim, ama sonra her zamanki gibi kelimeler birdenbire ağzımdan dökülüvermişti. Hep böyle oluyor zaten, o da bu yüzden benim bir şeyim yoklarıma hiçbir zaman cevap vermemiş, hep araya o sessizliği sokmuş ve benim anlatmamı beklemiştir. Önce yavaş yavaş başlarım anlatmaya, imalı olur başları. Sonrasında kendi imalarımdan ben de sıkılır, ne varsa dümdüz anlatmaya başlarım. Ama bugün farklıydı. İmalı konuşmalarımdan bir türlü sıyrılamadım.

 

Şu anda seni öpmek isteyip istemediğimi düşünüyorum. Önce karar verdiğimi zannediyorum çünkü aslında çok uzun zamandır bu karmaşanın içinde boynu bükük ve yalnız çırpınıyorum. Her karşılaşmada, her konuşmada, her bakışmada tek düşündüğüm seni öpmeyi isteyip, istemediğim. Saniyeler sürecek kadar kısa bir refleks, belki de sonrasında özür dilenecek basit bir hata. Ama, mantığım bir türlü harekete geçmeme izin vermiyor. Öpersem ne olur? Öpmezsem ne olur? Önce elini mi tutsam? Ardından şapşallaşmış halinden yararlanarak öpeceğim seni. Doğru kararın ne olduğu bu kadar önemli olabilir mi? Varsın bir kere de yanlış bir karar olsun. Olmuyor!! Şu anda bile bu kadar konuşmaya ne gerek var? Öpeceğime anlatıyorum. Aslında anlatamıyorum. Kararsızlığım tam olarak da burada aslında. Kaç aydır içimden konuşuyorum sana. Hatta kaç aydır kendimle bile sürekli sessiz konuşuyorum, dikkat ediyorum ses etmemeye biri duyar da... Biri duyar da her şey gerçek olur diye. Biliyorum anlamıyorsun beni şu anda. Gerçek ise gerçektir diyorsun. Yüksek ses ile kurduğum her cümle ben istemeden benden çıkıyor, senin oluyor başkalarının oluyor. En önemlisi benim ağzımdan çıktığı için gerçek oluveriyor. Henüz ben kani olamamışken gerçekliğine, nasıl ses verebilirim bağıra çağıra?

 

Çıldıracağım. Yardıma ihtiyacım var ama nasıl? Değil sana söylemek, tanımadığım birisine bile anlatamam ki bu karmaşıyı. Paylaşamadıkça hayal kuruyorum ben de. Tehlikeli hayaller. Ne zaman ki hayaller kendi dünyasında başka bir hayat başlatır işte o zaman tehlikeli olurlar. Çizgi film karesi gibi bir anda hikayenin içinde bulursun kendini. Nasıl oraya düştüğünü soracağına, nasıl çıkacağını merak edeceğine kaptırırsın kendini. Ben de en sevdiğim çizgi filmin içinde gibiyim. Nasıl çıkacağımı umursamaksızın, yaşıyorum bu dünyayı.

 

Sen şimdi sana aşık olduğumu falan zannedeceksin. Sadece merak ediyorum, öpersem ne olur diye, o kadar. Sonrasında bir beklentim, isteğim de yok. Nedir beni bu maceraya bu kadar da itmeye çalışan bilmiyorum. Özlediğim sıcak bir öpücük mü yoksa başka bir öpücük mü onu bile bilmiyorum. Henüz utanç verici değil, ama konuşursam... İşte o zaman utancımdan yerin dibine geçerim.

Susturmak istiyorum kendimi. Geçici bir süreliğine mantığımı atmak istiyorum bir köşeye. Konuşmak istiyorum. Anlatmak istiyorum. Hatta bağırmak istiyorum. Hiç tatmadığım o tadı bir anlık da olsa dudaklarımda hissetmek...  Kulaklarımın kızarıklığının tüm vücuduma yayılmasını, kalbimin çarpmadığı bir hızla kendinden geçmesini, karnımın ağrımasını, bacaklarımın uyuşmasını... tüm bunları yaşamak istiyorum. Seni öpmek istiyorum!

 

Kısa bir sessizlik payı bıraktım kendime.

“Geç oldu. Başka zamana artık. İyi geceler.”