Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

Karlı ve Müezzinli Öykü

yıl: 
2006
Yazar: 
Tankut Aykut
derecesi: 
2



Adam kuzeydeki yamaçtan aşağı yuvarlana yuvarlana kasabaya inerken senin kendini huzursuz hissetmen lapa lapa yağan kar yüzünden olmayacak. Elinde kahvenle sabahın dördünde camdan dışarı bakıp kar tanelerinin süzülerek yere düşüşü sana içinde birşeylerin, diyelim pis ve yağlı suların kıvrıla kıvrıla aktığını hatırlatacak ve sen, bundan huzursuzluk duyacağını sandığın yerde, yıllardır beklenen anın iyice yaklaşmasının hazzıyla ürpereceksin. Bu sırada adam, çalılara, ağaç köklerine, kütüklere, boş bira şişeleri, araba lastikleri ve içinde çürük elmalardan uyku haplarına, kablosuz ahizelerden kafası kopmuş oyuncak bebeklere bir sürü ıvır zıvır tıkıştırılmış çöp torbalarına çarpa çarpa düşüyor olacak. Sen, her seferindeki gibi yine, odalara girip çıkıp uyuyan çocuklarına ve karına bakacak, fincanın dibinde kalan kahveyi lavaboya döküp fincanını tezgaha bırakacak, radyonu kapatacak, perdeleri çekecek, sana o ürkütücü ve babacan görüntüyü bahşeden lacivert pardösünü üstüne geçirecek, siyah ve çamurlu botlarını giyecek, kapıyı usulca açacak, kimse duymadan kapatacak, üç kat merdiveni acele etmeden inecek; bütün bu hareketleri, sanki alışkanlıkla yapmıyormuş da, ince ince düşünüp hesaplamışçasına titiz bir tavırla sürdürecek, muhtemelen daha önce hiç olmadığın kadar ayık ve dikkatli olacak, belki hayatında ne yaptığını ilk kez bu kadar iyi bilecek, ilk kez hedefine böylesi bir kesinlikle odaklanmış olacak, ve bütün bunları yaparken yalnızca sana yazılmış o meşhur romanı okuyormuş gibi hissedeceksin. Yıllardır sesinle doldurduğun anlarda kasabana yaşatacağın yokluk, kasabadakileri bir kerecik de olsa, uyandıklarında neredeyim acaba diye şaşırmış gibi yapan çocuklara benzetecek.

Adam telaşsızca doğrulduktan sonra umursamaz ve rahat hareketlerle üstündeki çamuru silkeleyip atkısını tekrar dolarken, sen gecenin karlı ve puslu karanlığına girmiş olacaksın. Arkandaki apartman kapısının kapanırkenki tok sesi durduk yere kendine biraz daha güvenmeni sağlayacak. İçine doğduğun, yıllardır içinde yaşadığın bu sarı kasaba sana ilk kez bu kadar esrarlı ve boz gözükecek. Gecenin karanlığına karşın kafanı kaldırdığında bembeyaz bir gökyüzü göreceğini bilecek, ancak her adımında botlarının üç parmak kalınlığındaki kara gömülüşünün resmiyle oyalanacaksın. O sırada adam parmaklarını bıyıklarında gezdirirken gökyüzüne bakıp şiddetli rüzgarda dalga dalga yağan karın görüntüsünden bizim bilemeyeceğimiz pek özel bir anlam çıkartıyormuş gibi duracak. Sen, kendini daha önce hiç izlemediğin ama çok sevdiğin o filmin içinde sanmaktan keyif alacak, kendini en çok kendin gibi hissettiğin, kalbinin atışını kemiğinde, dünyanın ağır ağır dönüşünü ensendeki tüylerde duyduğun bu anda bir filmin içindeymiş gibi hissediyor olmanı garipseyecek; bundan hoşlanmayacak, o suratsız kıyafetini üstüne geçiriyorlarmışçasına taşlaşacak, bütün bunları kabullenmekle bunlara itiraz etmek arasında bocalayacak, boşvermek istemeyecek, teslim olmuş gibi yapacak – belki de, orasını artık bir tek sen bilebilirsin, buz gibi teslim olacaksın.

Adam kasabanın kuzey ucundan merkeze doğru yaklaşırken sen babanla dokuz annenle yirmi iki sene birlikte yaşadığın evin önünden geçecek, o eve dönüp bir lahza olsun bakmayacaksın. Pardösünün ceplerindeki ellerin bozuk paralara, kırık bir düğmeye, buruşup hamurlaşmış eski kağıt parçalarına, yırtılmış bir sigaradan boşalmış tütünlere, içinde iki kibritin tıkırdadığı kibrit kutusuna değiyor olacak. Adam ağır, sessiz ve görünmez yürüyüşünü sürdürürken arada boynunu sağına doğru büküp çıtlatacak. Bu kasabaya, senin kasabana, ilk defa geliyor olmasına karşın sana hiçbir tarihi olamazmış gibi gelen sokakların içinden bütün kırık kaldırım taşlarını, çamurlu çukurları, frenleri tutmayan arabaların ya da hep doğuya yaslanan ağaçların büktüğü lambaları, paslanıp incelmiş bahçe demirleri ile yaşlı ve bitli kedileri yıllardır dibine kadar tanıyormuş gibi emin adımlarla geçecek; bu sırada ne seni, ne kendini, ne bu kasabayı, ne de yamacında yuvarlandığı dağın ötesini düşünüyor olacak. Rüzgarla birlikte uçuşup duran kar tanelerinden bazıları bütün kasabayı örtmeye başlayan beyaz örtüyü daha da kalınlaştırıp türlü türlü artığın, mesela yerdeki ciklet kağıtlarının, patlak meşin toplar ile bozuk tükenmez kalemlerin üstüne konarken bazıları da sanki asfalt yamalarının, kurtlu dalların ve kiremit kırıklarının üstünden tekrar havalanıp başka diyarlara uçuyormuş gibi görünecek. Düşen karların yarın çocukları sevindirip onların günlerine bir esrar ve umut katacağını, gelecekle ilgili kararlarını pencere kenarında kamburlarını çıkartarak oturdukları ve umarsızca düşen bu kar tanelerinin endamlarına dalgın dalgın baktıkları sırada vereceklerini yeni anlayacak, yetişkinlerinse her kar yağdığında niçin dinginlik ve endişeyi aynı anda duyumsayıp hissizleştiklerini ve neden bu hissizliği sarhoşluğa benzetip bir çeşit berraklık sandıklarını kulak misafiri olduğun kelime oyunlu bir bilmeceyi çözermiş gibi çözecek, muhtemelen hafifleyeceksin. Altı yüz yıllık caminin, senin caminin, kalın duvarının yanından geçerken caminin kuzey yanı buz tutmuş minaresinin güzelliğini değil, birazdan sabah ezanını okuması beklenen müezzinin yıllardır içinde biriktirdiği yeniliği karlı bir kış gecesi yere baka baka yürürken akıttığını ve aslında kafasını kaldırıp karşısında kendini görmek için sabırsızlandığını ancak yine de hiç acele etmediğini en iyi sen bileceksin.

Yaşamdaki en yoz zorbalığın çabuk yetişmiş bir ergenin hala olgunlaşmayı bekleyen yaşıtlarına karşı uyguladığı zorbalık olduğunu nerede okumuş olabilecğini düşündüğün sırada ortaokul ile lise yıllarını geçirdiğin binanın bulunduğu sokağa girmiş olacaksın. Yolda kimseyi görmediğine sevinecek, ancak bunu zaten hesaplamış olduğunu, ama dur, hayır; bunun aslında başka şeyler tarafından, diyelim cebindeki şu hamurlaşmış kağıt artıkları ya da yamaçtaki boş bira şişeleri ve yerdeki bozuk tükenmez kalemlerce kusursuz bir şekilde ayarlanmış olduğunu fark edeceksin. Ellerini ceplerine sokmuş ve hayatında hiç üşümemiş gibi seni bekleyen adam, kestane, ceviz ve kavak ağaçları ile çevrelenmiş ve şimdi karın altında hissizce yatan okulu, okulun geniş bahçesini, bahçedeki yüz yıllık çeşmeyi, paslanmış basket potaları ile kırık dökük bankları parlak gözlerle incelerken sen bahçenin eskimiş demir kapısını inleterek açacak ve O'na  yaklaşacaksın. Tam bu sırada gökyüzünün renginin ancak senin gibilerin anlayabileceği kadar aydınlanmış olduğunu fark edecek, elbette adama bundan bahsetmeye gerek duymayacaksın.

Karının beklemediği bir suskunluğun huzursuzluğu yüzünden uyandığı o anda kasabadaki bazı evlerde belli belirsiz bir telaş ve umut aynı anda yaşanacak. Kasabandaki bu beklenmeyen sessiz ve beyaz eksiklik seni bir bütünmüşsün gibi duyumsatacak. Bizim saatlerimize göre birkaç dakika sonrasında o zevksiz örgüyü terk edip sonsuz gibi gözüken beyazlığın içine gömülmeye başladığın anlarda ise adam kaygısız ve kendinden emin adımlarla üçüncü katı çıkmış olacak. Zile basmadan önce derin bir nefes alırken burnuna beyaz peynirin kokusu dolacak. Kasabadan iyice uzaklaşıp üşüdüğünü ve mutlu olduğunu hissettiğin anda ise ucuz ve koyu çayın ilk yudumu yılların kuruluğunu yılların lezzetsizliğiyle ilk defa silecek. Çocuklar biraz daha büyümüş, karın biraz daha olgunlaşmış, olacak iş değil ya, sanki kafesindeki kanarya bile bir eşiğin atlandığını sezmiş gibi olacak. Kasabadaki bütün saatler, hastanenin bozuk saati, lotocunun altın saati, garnizondaki antika saat ile bazılarının üstünde kasabanın eski bir belediye başkan adayının, bazılarınınsa çalakalem doğa manzaralarının ya da dört büyüklerin kadroları ile bisküvi, sucuk ya da bira markalarının reklamları bulunan yüzlerce saat, sanki bilinmeyen ama seninle ilgisi olduğuna inandığımız bir güçle birkaç saniye ileri alınmış gibi olacak. 

Birazdan kasabanın en yaşlısı Hacı Ragıp'ın uykusunda sabaha karşı ölüverdiği anlaşılacak, dereyolunda sabahlayıp rakı içerken bir şeylerin yokluğundan bahsetmiş gençlerin ve gece boyunca uyumadan kendilerini bilgisayar oyunları ve müzik klipleriyle oyalamaya çalışmış ancak içlerindeki sıkıntıyı bir türlü bastıramamış birkaç yeniyetmenin de fark etmeleriyle birlikte çarşıda her zamanki gibi yeni bir gün başlayacak. Karşılaşmanız uğruna kasabaya lütfedilen suskunluk herkesin suratına kısacık birkaç vakurluk çizgisi konduracak. Ama sonra, seni üzmek istemem ama, muhtemelen onlar da silinecek.