Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

YOK SAYILMIŞ KONSERVE YAŞAMLAR ...

yıl: 
2008
Yazar: 
Brandy Alexander [Çağla Mısırcıoğlu]
derecesi: 
2


YOK SAYILMIŞ KONSERVE YAŞAMLAR

PERDE KAPANINCA ATILAN KOSTÜMLER

Grace Margaret Mulligan yaş: 23 yer: daire 40

Seksen daireli bir apartmanın kırkıncı dairesini seçmişti yerleşmek için. Daha önce tanımadığı bir sürü insanın, merak uyandıran yaşamların arasına sıkışmak, her birinin farklı hikayesine tanık olmak içine garip bir heyecan duygusu yerleştiriyordu. Var olan her hissi içinde hissetmek istiyordu. Evinin her tarafında asimetrik şekilde yerleştirilmiş film afişleri vardı, benimsediği ve yaşamının bir kısmında yaşattığı karakterlerin yer aldığı filmlerin afişleri…

Grace Margaret Mulligan (hala o adı kullanıyordu) bir süre yaşadığı küçük Amerikan kasabasından döner dönmez kırışmasın diye içine koyduğu büyük dosyanın içinden “Dogville” afişini çıkardı ve koridorun sola doğru kıvrılan köşesine yapıştırdı. Yolculuk boyunca üstünde olan jartiyer ve kürkü artık istemiyordu. Grace’i öldürmeliydi. En fazla kendi olabildiği yerde, dairesindeydi, sadece kısa süren yeni karakter yaratma sürecinde bile olsa… Yüksek topuklu ayakkabılarıyla film afişlerinin, post-it ile yapıştırılmış notların, her birinde bambaşka biri olan ve artık tanımadığı insanlarla çekilmiş fotoğraf karelerinin arasından, uzun koridorun duvarlarına dayanarak, bedenini taşımakta zorlanarak ilerledi çok sık uğramadığı evinde. Yapışkanlığı kaybolan kağıt parçası duvardan yere düşmüş olmalıydı ki, topuklu ayakkabıyla yürüme konusunda pek de başarılı olmayan Grace’in ayağının kayıp yere düşme tehlikesi geçirmesine neden oldu. Eğer sadece bu eve taşındığı gün eşyaları yerleştirmek üzere uğradığı odanın kapı koluna tutunmasaydı muhtemelen düşmüş olacaktı. Vücudunu tutunduğu kapı kolundan destek alarak doğrulturken düşme tehlikesi sırasında kapının açılmasına neden olduğunu fark etti. Minik odadan kısık sarı bir ışık sızıyordu. Odanın apartman boşluğuna bakan küçük kare bir penceresi vardı; ışık diğer katların birinden geliyor olmalıydı. Grace’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Unuttuğu, öğrenmekten korktuğu hikayenin bilinmezliğinin neden olduğu merak hissi kalbinin çarpma hızını arttırıyordu. Adını sürekli değiştirdiği, açık unutulan buzdolabına zıplayıp dolabın içinden yalnızca bir porsiyon tiramisu yedikten sonra Tiramisu diye seslendiği turuncu tüylü mavi gözlü, kendisine çok benzeyen kedisinin taş döşemelerin üstünde çıkardığı pati seslerini duydu. Grace’in titreyen uzun bacaklarının, sonra da aralık oda kapısının arasından odaya girdi. Grace dışarı çıkmasını sağlamak için ona seslendi, ama kağıtların, deri kaplı bir kitabın, fotoğraf albümlerinin, tahta sandığın üzerinden yürürken çıkardığı pati sesleri devam ediyordu, dışarı çıkmaya niyeti yoktu. Grace uzun zamandır açılmamış kapıyı hafifçe ittirirken, fazlalaşan soluk alış verişi nedeniyle aralık duran dudakları kurumuştu. Tiramisu renkli kalın koli bantlarıyla bantlanmış bir kutuyu tırnaklarıyla açmaya çalışıyordu. Ortaya çıkmak için çırpınan paketlenip yok sayılmış geçmiş, Grace’in içine yerleşmiş yüzleşme korkusuna karşı koyup varlığını kanıtlayamıyordu. Tiramisu’nun acı ciyaklamalarını umursamadan onun tırnaklarını sımsıkı tutunduğu kutudan ayırarak dışarı çıkardı ve kapıyı hızla çekti.

                                                                                              Ada yaş: 9 yer: Büyükada

_ O kadından gerçekten hoşlandığına inanamıyorum Ada. Çok fazla tuhaf…
_ Herkesten farklı ve herkes onun hakkında konuşuyor. Sen bile… Zor beğenen biri olduğun halde…
_ Ben onu beğendiğimi söylemedim. Herkes hakkında konuşuyor çünkü garip biri; farklı görünüyor.
_ Garip olumsuz bir sıfat değildir Deniz. Var olan herkese dönüşebiliyor mucizevi şekilde, yapabileceklerinin sınırı yok.
_ Sınırsızlığın da sınırları olmalı. Onun sınırsızlığı, aslında neler yapabileceğinden hiçbir zaman emin olamamak, içinde besleyip büyüttüğü, var olan her duyguyu hissetmeye karşı duyduğu açlık ve merak hissi onda kendine karşı bir güvensizlik yaratıyor.
_ Bence onda mükemmel duruyor. Zayıflığı da onun bir parçası.



Ada ve Deniz Büyükada’ya yeni taşınan garip görünümlü komşunun bahçesinin sarmaşık kaplı çitlerinden küçük meraklı gözleriyle içeriyi gözlüyorlardı. İçerideki kadının tıpkı Ada’nınkiler gibi doğal turuncu saçları mavi gözleri vardı. Ada daha önce kendine ikizi Denizden bile fazla benzeyen biriyle karşılaşmamıştı. Deniz in de Adanınkiler kadar mavi gözleri, sıska beyaz yüzü, koyu sarı saçları vardı. Ada, Büyük Ada’yı (komşuların yeni komşuya koyduğu isim) izlemeyi seviyordu; kabul etmese de Deniz de… Büyük Ada her sabah geç saatlere kadar uyur; banyo yapar; ıslak saçlarıyla kendine koyu bir kahve yapar; kahvesini yudumlarken, Ada ve Deniz’in daha önceden hiç duymadığı ama dinlemekten inanılmaz keyif aldıkları müzik gruplarının plaklarını dinler ve kitap okurdu. Üç dört günde bir yeni bir kitaba başlardı. Ada onun okuduğu tüm kitapları not alırdı; onun kadar hızlı olmasa da Deniz ve Ada’nın on birinci yaş gününde Büyükada’dan ayrılıncaya kadar okuduğu tüm kitapları okudu. Yaklaşık iki saat kitap okuduktan sonra çatı katına çıkar, kalın siyah çerçeveli gözlükleriyle eski almanakları karıştırır renkli kağıtlara yeni keşfettiği yaşam hikayeleri hakkında notlar alır ve daha sonra tahta panoya iğnelerdi. Çoğu günler çatı katından dürbünle dışarıdaki ve civardaki evlerde oturan insanları inceler, yine notlar alırdı. Ada ve Deniz dürbüne yakalanmamak için sarmaşıkların iyice altına saklanır ama genellikle yakalandıklarının kanıtı olan Büyük Ada’nın dudaklarındaki minik tatlı gülümsemeyle karşılaşırlardı. Zaten izlenmekten pek de rahatsız olan biri sayılmazdı; hiç perde bulunmayan evi bu özelliğini ele veriyordu. Çatıdan indikten sonra aynanın karşısına geçer her seferinde farklı tarzda kıyafetler giyer, saçlarını karıştırır, bazen modelini ya da boyunu değiştirirdi. Ada meydanına kurulan açık hava sinemasında kırmızı arabasının içinde klasik filmleri izler, tanışmaya gelen erkeklerin hepsine farklı bir isimle tanıtırdı kendisini. Her seferinde farklı biri gibi davranırdı ve sürekli onların hayatları hakkında sorular sorardı. Onların kendilerini anlatmalarını dinlemeye bayılırdı. Palaroid fotoğraf makinesiyle fotoğraflarını çeker, eve döndüğünde her biri hakkında kısa notlar alır, fotoğrafların üstüne yapıştırırdı.

Ada her gece Denizle gittikleri açık hava sinemasındaki filmi bu gece izlemek istemedi, Deniz’in yanından kalktı. Garip bir güç bedenini kontrolsüzce kırmızı arabanın yanına götürdü, kapının yanına gizlendi, sağ aynasını arabanın içindeki turuncu saçlı kadın ve sağ koltukta oturan koyu saçlı adama doğru ayarladı, kapının yanına çökerek onları izlemeye başladı. Adam Büyük Ada’nın omzuna düşen turuncu saçlarını kaldırırken ona doğru yaklaştı, dudaklarını boynuna değdirdi. Gözleri yavaşça kapanırken dudaklarında tatlı bir gülümseme belirdi, gözlerini açtığında aynadaki görüntü, direkt Ada’nın gözlerine odaklanmıştı. Ada’nın kalp atışları hızlandı, izlendiğini, izlediğinin farkına varıldığını hissetti. O gece aynada görüntüsünü gördüğün kişinin seni gördüğünü öğrenmişti. Oradan hızla koşarak kaçmaya başladı, nereye gittiğini bilmeden… Arkasından “Ada” diye bağıran sesin her zaman izlediği ama hiç konuşmadığı turuncu saçlı kadına ait olduğunun farkına vardı. Hızla ona doğru yaklaşıyordu. Ada’nınkilere kıyasla çok uzun bacakları vardı, ondan kaçması neredeyse imkansızdı. Ada’nın önüne geçti, eğildi onun boyuna gelmek için; ancak o zaman durmak zorunda kaldı nefesi kontrolsüzce atan Ada.

_ Benim hakkımda ne bilmek istiyorsun?
            _ Gerçek adın ne?
            _ Derin.
            _ Şu ana kadarki en yaratıcı ismin. Gerçekten gerçek adın bu mu?
            _ Evet. Sana yalan söylemem.
            _ Rol mü yapıyorsun? Yoksa bu geceki karakterin rol yapamayacak kadar dürüst mü?
            _ Yaşın için fazla karmaşık cümleler kuruyorsun. Bu geceki karakterim pek dürüst sayılmazdı aslında, sadece sana yalan söyleyemem.
            _ Neden? Benim özelliğim ne? Neden, çocuklara yalan söyleyememen mi?
            _ Hayır sadece sen…
            _ Bu neden sorusunun cevabı değil.
            _ Çünkü sen asıl hikayemin bir parçasısın.

                                                                                              Angela yaş:21 yer: Paris

Zaten upuzun olan bacakları yeni karakteri için mükemmeldi. Saçlarını sarıya boyatmış, küt kestirmiş, dar, mini siyah bir elbise giymişti, Angel-a filmindeki görünüme uyum sağlayabilmek için. Paris’in muhteşem görüntüsüyle bütünleşen bedeni, senaryoyu tamamlayacak bir intihar girişimcisi arıyordu. “Alexandre III.” Köprü’süne doğru yürüdü. Köprüden aşağı bakan, sigara yakmış yirmili yaşlarda bir çocuk gözünü aldı yakıcı güneş ışınlarının arasından. Uzun topuklu ayakkabılarının gürültüsüyle ona doğru yürüdü. Gözünden akan siyah makyajıyla onun gözlerinin içine baktı ve köprünün duvarının arkasına geçti hiç konuşmadan. André olmak için fazla yakışıklıydı, ama hala Angela’dan kısaydı. Mavi gözlerinde André bakışlarının tatlılığı vardı, Angela onu seçmekte fazla zorlanmamıştı. Pek sık rastlanmayan tesadüfle film senaryosuna yakın gelişen bir başlangıçları oluyordu; hiç beklenmedik şekilde devam eden hikayelerinin aksine. André de köprü duvarının arkasına geçti gözlerini Angela’dan ayırmadan. “Ne yapıyorsun burada?” sorusu yerine “Bu karakter sana çok yakışmış. Filmi izlediğimde Angela olmak isteyebileceğini düşünmüştüm. Atlamak zorunda değiliz; köprünün diğer kısmına geçip bir caféye gidebiliriz. Bunu reddedemeyeceğini biliyorum. Çünkü senin için fazla şaşırtıcı bir başlangıç yaptım değil mi Angela?” repliği tamamen beklenmezlik ve şaşkınlık unsuruydu. Onu bu kadar iyi tanıyan bu Fransızca konuşan yabancı da kimdi?

_ Sen de kimsin? Beni nereden tanıyorsun? Adımı nereden biliyorsun?
_  Ben senin ikizinim. Seni tanımamam mümkün değil.
_  Benim ikizim yok. Benim bir geçmişim bile yok.
_ Evet, çünkü geçmişin Tanrı tarafından silinmiş ve beni kurtarmak için Dünya’ya gönderilmiş bir meleksin, dedi alaycı bir dille ve devam etti: “sana geçmişini hatırlatmama izin ver Angela.”
_ Hayır. Sen André değilsin.
Angela köprünün diğer tarafına geçti ve koşarak oradan uzaklaşmaya başladı.
_Bu Angela karakterine hiç uymuyor biliyorsun değil mi Ada? O yüzleşmekten korkan biri değil. Belki de rolleri değiştirmeliyiz.
_Beni rahat bırak.

Angela ağlayarak oradan uzaklaşmaya çalışıyordu; bu karakteri canlandıramayacak kadar cesaretsizdi gerçek olmayan André’nin dediği gibi. Evine dönmeli ve başka bir karaktere bürünmeliydi. Köşede duran taksiye bindi “Ada lütfen dur; seni bulmak için…” ve kapıyı kapattı. Son tamamlanmamış replik Deniz tarafından Türkçe seslendirilmişti.

                                                                                              Ada yaş:11 yer: Büyükada

_ Deniz ben hiç evlenmeyeceğim; çünkü kocamı senden fazla sevebileceğimi hiç zannetmiyorum. Bu da bir çeşit aldatma değil mi?
_ Sanırım değil; çünkü biz ikiziz. Birbirimizi sevmememiz mümkün değil, birbirimizi tamamlıyoruz.
_ Deniz sen benim her tarafımdasın; senden kurtulmam imkansız. Senden bağımsız olamam ki. Belki ikimizde evlenmeyiz ve hep beraber yaşarız ha olur mu? Zaten senin dışında biriyle olma düşüncesi midemi bulandırıyor.

Ada, Deniz’i elinden tutup çekiştirmeye başladı. Derin’in bahçe kapısını açtı; giriş kapısı aralık duruyordu. Ada “Derin” diye seslenerek kapıyı açtı. Derin’den cevap gelmedi. Çatı katında olma olasılığını düşünerek Deniz’i çekiştirerek oraya doğru ilerledi. Renkli koli bantlarıyla bantlanmış iki kutu duruyordu üzerinde Ada ve Deniz yazan. “Doğum günümüzü bildiğine inanamıyorum” diye heyecanla bağırıyordu Deniz, Ada bantları zayıf elleriyle yırtmaya çabalarken. Deniz’in devasa boyuttaki ağır kutusunun içinde Derin’in gramafonu ve plakları vardı. Deniz, Derin’in müziklerini o kadar seviyordu ki ilk zamanlar Derin evde olmadığında Ada’yı da suçuna alet ederek evine gizlice girer ve plakları dinlerdi; daha sonra bunu fark eden Derin ona her gün bir plağını ödünç vermeye başlamıştı; şimdi tamamen ona aitti. Üstünde Ada yazılı kutunun içinde ise Derin’in Paloroid fotoğraf makinesi, Ada’nın ne zaman çekildiğini bilmediği muhtemelen habersiz çekilen fotoğrafları, kalın, uzun, renkli zarfın içinde ne yazdığı bilinmez bir mektup; üstünde “Geçmişi ne zaman öğrenmeye hazır olursan aç” yazan, yüzlerce rengarenk, her şekilde post-it, Derin’in not alırken kullandığı renkli kalemler, film ve kitap arşivinin gizlendiği dolabın anahtarı vardı.

_ Ada, Derin gitmiş sanırım. Dolabında hiç kıyafet yok. Kıyafetleri olmadan yaşayamaz ki.
Ada sessizce kutuya baktı.
_ Ada mektubu açmayacak mısın?

Ayağa kalktı ve cevap vermeden koşmaya başladı. Babaları bahçedeki iki kişilik salıncakta oturmuş, ayağını yalayan köpekle oynuyordu.

_ Baba, Derin gitmiş, bana geçmişi anlatan bir mektup bırakmış. Bunun anlamı ne?

Güler yüzünden silinen tebessümün yerini endişe kaplamıştı. Ada babasının gözlerindeki korkuyu yakaladı.

_ Bunu gece konuşacağız Ada. Doğum gününüzü kutladıktan sonra… Şimdi biraz yalnız kalmak istiyorum, dedi ve odasına doğru yürümeye başladı.

_ Neden böyle yapıyorsun? Doğum günümü endişe ederek mi geçirmemi istiyorsun? Mektubu okumadım, çünkü eğer benden sakladığınız bir şey varsa bunu Derin’den öğrenmek istemedim.

_ Biz senin gerçek ailen değiliz. Derin anne rolüne bürünmek için on altı gibi fazla küçük bir yaş seçmişti kendine. Hiç benimseyemedi o karakteri, tek beceremediği roldü. Onunla annenizle birlikteyken bir ilişkimiz oldu; biliyorum çok küçüktü ve pek gurur duyduğum bir hikaye değil. Ama Derin’in her karakterine aşıktım; ve annenizin bunu kabul etmesi olanaksızdı; işte ayrılmamızın sebebi de bu. Annenizle son kez birlikte olduğumda Deniz’e hamile kalmış; aynı gece Derin hiç tanımadığım bir adamdan da Ada’ya… Aslında birbirini tamamlayan ve tamamen birbirine ait iki insanın farklı bedenlerle, farklı birlikteliklerle yarattıkları ama aynı ruha sahip ikizlersiniz. Bazen ona acı çektirdim, belki durdurabilirdim; gördüğü her şeyin içyüzünü merak eden çocuğun garip isteklerini ama yapamadım. Çünkü onu öyle seviyorum, merak ettiği her şeyi keşfetmek bir çocuğun en doğal ve engellenemez hakkı. En azından biliyorum ki gerçek adıyla kendini tanıttığı ve tanıtacağı tek erkek benim; bir gün bunu fark ettiğinde, onunla romantik düşünceyle sonsuza kadar olabilirim. Seni yetiştirmeyi ben teklif ettim; seninle ne yapacağını bilemeyen Derin de bunu kabul etti; sana iyi bakacağımı biliyordu. Sizin gerçekten beraber büyümeniz gerektiğini de…

Ada hızla koşmaya başladı, daha fazla dinlemek istemiyordu. Deniz’in arkasından koşmasını ya da bağırmasını önemsemiyordu; ona yetişemeyeceğini biliyordu, hiç yetişemezdi. Kıyıya doğru koştu; artık Deniz onun izini tamamen kaybetmişti. Kalkmak üzere olan bir yata, yatın sahibine yalanlardan oluşan inandırıcı hikayesini anlattıktan sonra yeni karakteri olan tehdit altında ve kurtarılması gereken masum küçük kız rolüne büründü.

                                                                       Hiç kimse ya da Ada yaş:23 yer: daire 40

Grace olmaktan tamamen çıkan ve henüz yeni bir adı olmayan Ada kapıyı kapattıktan sonra kapının önüne oturdu; pek sık hakkında düşünmediği geçmişiyle dolu odadan çıktıktan sonra. Kim olduğunu bilmemek bedeninde dayanılmaz bir yorgunluk hissi yaratıyordu. Düşünmek, sorgulamak, kim olması gerektiği, yeni kimliklerinin ne zaman son bulacağı düşüncesi dayanılması imkansız bir bağ ağrısına neden oluyordu. Artık buna katlanmak istemiyordu. Gerçek olmayan ya da olan babasını, Derin’i, onların garip romantik aşk hikayelerini, aynı ceninin içinde oluşmamış olsalar da ikizi, tamamlayıcısı olan Deniz’i düşündü. Oda kapısını tekrar açtı. Korkak adımlarla içeri girdi. Kağıt yığınının içine oturdu. Önce Fransa’dan Deniz tarafından gönderilmiş son mektubu açtı. Deniz hep Ada’nın bir önceki adresini öğrendiği evine mektup gönderirdi; Ada da ayda bir uğrar ve hiç açmadığı mektuplarını posta kutusunun içinden alırdı.

Sevgili Ada,
Seni özledim. Her zamankinden fazla… Belki beni tekrar bulmaya gelirsin bir gün diye Paris’ten ayrılmadım; iki yıldır burada yaşıyorum. Karşılaştığımız sabahki gibi her sabah saat yedide “Alexandre III.” Köprüsü’ne gidiyorum. Son karılaştığımızda hatalı davrandım; senaryoyu değiştirmeye çalıştım. André olmayı becerebilmem gerekiyordu; ama senin kadar yetenekli olmadığımı biliyorsun. Burada bir dergide müzik sayfası editörüyüm; sürekli yeni gruplar keşfediyorum, inanılmaz bir deneyim. Burada olmanı her şeyden çok isterdim. Belki beraber yaşayacağımız yer burasıdır. Sürekli yenilerini eklediğin geçmişinin, başa sarıp üstüne tekrar farklı yaşamlar kaydettiğin filmin içinde yaşamaktan sıkılmadın mı? Lütfen gel; beni bul. Ben kim olduğunu biliyorum. Her ne kadar ona benzesen de Derin olmadığını da… Bu arada Paris’te bu ay sonunda Derin’in fotoğraf sergisi var. Belki beraber gidebiliriz. Babam da gelecek. Gerçekten birbirlerini seviyorlar, bunu hissedebiliyorum. Belki bizi birbirimize bağlayan güç onlardan geliyordur. Sana kim olduğunu anlatabilirim, sadece yanıma gel.

                                               Nereye gidersen git etrafında olacak olan Deniz

Hiç kimse ya da Ada yaş:23 yer: seksen daireli apartman, Havaalanı, Paris

Kıyafetleri olmadan yapamayan Ada, kıyafetlerini en büyük boy bavulunun içine tıkıştırdı. Apartman girişinde onu bekleyen taksiye bindi. Havaalanına doğru 41 dakika süren yolculuğu boyunca Ada, otobandaki arabaların içindeki insanları, bilet sırasında yan arabadan ona dil çıkaran küçük çocuğu izledi. Havaalanındaki mekaniklik onda garip hızlı bir değişimin içinde olduğunu şiddetli şekilde hissettirdi. “Paris’e ilk uçakla yalnızca gidiş lütfen.” Kalp atışlarını hızlandıran cümleyi kuran ses, on bir yaşındaki Ada’nın sesine çok fazla benziyordu. Amerika’dan uzun süren dönüş yolculuğundan sonra hiç uyumayan Ada uçuş boyunca uyudu. Uçaktan indiğinde saat sabaha karşı birdi. Rezervasyon yaptırdığı Angela ve André’nin kaldığı muhteşem manzaralı otelin adresini şoföre verdi. Çift kişilik yatakta çapraz yatarken bir yandan saatin hızla ilerlemesini, diğer yandan da yavaş yavaş geçen zamanda yaşadıklarının tüm melankolisini hissetmek istedi. İlerleyen zamanı fark ettiğinde on bir yaşından kalma o zaman dizüstü, şimdi mini olan elbisesine, sırt dekoltesi ekleyerek onu zayıf bedenine sığdırdı. Saat tam yedide köprüye gittiğinde Deniz yine onu bekliyordu. Yanına doğru ilerledi. “Hoş geldin Ada, ben de seni bekliyordum.” Uzun zamandır hissetmediği aidiyet hissi tüm bedenini ısıttı. Karşısında büyümüş bedeniyle duran çocuğun ikizi, onu tamamlayan, geçmişin hiç de korkulacak olmayan yüzü, dört tarafını saran Deniz olduğunu biliyordu.

Not: Derin’in fotoğraf sergisinde Ada, büyüleyici yeteneğini keşfetmesini sağlayan bir yönetmenle tanıştı. Bir süre sinema ve tiyatro oyunculuğu eğitimi aldı. Şu an üçüncü filmi çekim aşamasında. Film müziklerini Deniz düzenliyor.