Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

"Kültür, Kimlik ve Kent"

tarih: 
03/20/2003
poster: 
yunus-gungor.jpg
konusmaci: 

 

 

“Kültür, Kimlik ve Kent”

Tarih: 20 Mart 2003

Saat: 14.30

Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı, İstanbul.

 

Yunus Aran Birlikteliği ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü tarafından Mimar Yunus Aran'ın anısına düzenlenen Konferanslar dizisinin 14. konuşmacısı, ‘Kültür, Kimlik ve Kent’, başlıklı konuşmasıyla Güngör Kaftancı olmuştur.

Konuşma 20 Mart 2003 günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryum'unda gerçekleşmiştir.

Konuşmacı hakkında daha fazla bilgi için  http://www.yunusaran.org/gungor-kaftanci adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Konuşma Özeti

Konuşma özetine ilişkin bilgi yakında yüklenecektir.

 

“Kültür, Kimlik ve Kent”

Güngör Kaftancı

Kültür, Kimlik ve Kent ??Bu üç sözcüğün içerdiği anlamı geniş boyutlarıyla irdelemek benim konum dışındadır. Ancak mimarlık sorunlarının tartışıldığı her ortamda bu sözcükler öylesine sık kullanılıyor ve birbirleriyle ilişkilendiriliyor ki bu ilişkinin farklı bir boyutta da algılanmasını, yeni bir söylemin, eleştirel açıdan oluşturulma olasılığını denemek istiyorum.?Örneğin, Kültür mirasımızın korunması, kentsel kimliğimizin oluşmasının başlıca koşuludur tümcesi son yıllarda , son aylarda televizyonlarda, gazete ve diğer yayın organlarında, toplantılarda öylesine sık yineleniyor ki bir mimar gözüyle bu kesin doğruya eklentiler yapılabilir mi, eleştirilebilir mi sorularını düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu konuşmanın amacı mimarca bir bakış açısından böyle bir denemeyi gerçekleştirmek olacaktır.

1  -KENT??Ben uzun yıllar tasarımcı, uygulamacı bir mimar olarak çalıştım. Bu zaman içinde kent olgusu, bütün mimarları olduğu gibi, beni de başka kentlilerden farklı biçimde ilgilendirdi. Çünkü bizler sadece onun içinde yaşamıyoruz, onun oluşumuna önemli ölçüde katılıyoruz. Ülkemizin büyük kentleri 1950 li yıllarda iş başına gelen Demokrat Partinin özel kesim eliyle sanayileşme ve kalkınma felsefesine uygun olarak olağanüstü büyümeye başladılar. Bu hızlı kentleşme olgusu ayni şiddette olmasa da günümüz^kadar devam etti. Bu olgunun hepinizin bildiği bazı karakteristik özelliklerini hatırlatmak istiyorum . Bu özelliklerin en başında yer alan, kentlerin sağlıksız ve çarpıklığının yanı sıra, alt yapı noksanlığı, yeşil alan yetersizliği, anormal yapı yoğunluğu, deniz ve hava kirliliği,ulaşım çözümsüzlüğü v.b. birçok olumsuzluğu anımsamamız gerekecektir. Büyük kentlerimizde nüfusun yarıya yakını gece kondularda oturmaya başlamışlardır. Daha vahim olarak da kette yaşayanların büyük çoğunluğu kentlilik bilincine ulaşmak ve kentlerine sahip çıkmak isteğinden yoksun köylü kalabalığı haline dönüşmüşlerdir. Kentler spekülatörlerin elinde çıkar ve rant aracı haline dönüşmüştür.?Bu arada kuşkusuz birçok eski değerli yapı bilgisizce ve hunharca yok edilmiştir .Kentin sağlıksız gelişiminin yalnız kentlerde yaşayanların mutsuzluk kaynağı değil tüm ulusun üretimden eğitime, etik değerlerin erozyonundan güvenliğine, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamaktaki gecikmesine kadar çeşitli olumsuzluğun kaynağı olduğunun bilincinde olan birçok aydın, mimar, şehirci, düşünür, yazar, sanatçı yıllarca kentleşme ile ilgili uyanlarda bulunmuşlar, örneğin toplum yararına planlı davranışı savunmuşlar, gecekondular konusunda ciltler tutacak yazılar yazmışlar, fikirler üretmişlerdir.   Buna karşın olağanüstü olumsuz kentleşme koşulları içinde bile birçok mimar evrensel boyutta değerli yapılar tasarlamayı ve üretmeyi başarmıştır.?

2 - KÜLTÜR ve KİMLİK?Hepinizin bildiği bu gerçekleri kısaca hatırlatmamın bir amacı var. Kentlerimizin gelişmesindeki olumsuzlukların önlenmesine dönük çabalar, son yıllarda önemli ölçüde nitelik değiştirerek sürüyor. Kısaca söylemek gerekirse : bir kültürel miras olarak eski mimarlık ürünlerinin korunması kentleşme olgusunun en önemli sorunu olup kent kimliği için vazgeçilmez zorunluluktur deniyor. Önce kültür sözcüğünü kültürel miras kavramı ile sınırlandıracağımı yinelemeliyim.???Kent kimliği sorununda ise bu günkü genel söylemden oldukça farklı düşünüyorum. Bana göre bir kentin kimliği sadece eski yapılarıyla oluşmaz. Özellikle bizim büyük kentlerimizde olduğu gibi kısa süre içinde olağanüstü büyüyen ve değişen kentin yeni kimliğini yeni oluşumlar, yeni yapı ve yapı grupları belirleyecektir. O halde,kent kimliğine asıl damgasını vuracak olan, mimarların ilgi alanına giren yapı üretimi eytemidir. Mimarlarımızın, düşünürlerimizin kent kimliğimiz konusunda fikir üretirken, yeni yapılaşmayı birçok yönleriyle, özellikle de mimari değerleri açısından yeterince irdelemediklerini, sorgulamadıklarını düşünüyorum. Yukarda değindiğim gibi bizim kuşağımızın ömrü, daha çok mimarlar odası çevresinde bu konularda uğraşıyla geçti. Doğan Hasol'un Yapının son sayısında, yitirdiğimiz eski bir oda başkanımızla yaptığı oda çalışmalarını anlattığı yazısını okurken, bir şey dikkatimi çekti. Planlamadan, mimarlığın tanıtımına kadar birçok konudaki heyecan verici çalışma anılarını anlatırken, eski yapıları koruma sorununa hiç değinmiyor. Gerçekten bizim kuşağımızın mimarları   koruma sorunlarıyla bugüne oranla ve yeteri kadar ilgilenmediler. Kuşkusuz bu önemli bir eksiklikti. Bu gün ise, medyada, koruma kavramının neredeyse tüm mimarlık olgusu yerine ikame olduğunu izliyoruz. Son on yılda t.v kanallarında ülkemiz mimarlığının güncel konuları, yeni teknoloji gelişimleri, yeni akımlar v.b on program yayınlanmışsa, eski yapılar ve onların korunmaları ile ilgili yüz program seyretmişizdir. Büyük kentlerimizde yaşayanlarımızın kentlilik bilincini geliştirmek, yaşadıkları mekanın düzeninin önemini anlatmak, beğeni düzeylerini yükseltmek, başka bir değişle mimarlığı anlatmak yerine sadece mimarlık tarihini anlatır olduk. Bir abartıyı vurgulamak istiyorum. Bu abartının çok önemli sakıncalarına dikkatinizi çekmek ve bazı örnekler vermek istiyorum . Son günlerde Fener ve Balatta eski yapıların korunması, renovasyonu ile ilgili program sanırım üç kez yayınlandı. Anlatım metninde bu tutumun kent kimliğimiz açısından değeri defalarla vurgulandı. Çok haklıydı, program çok güzeldi. Ama nicelik olarak bu bölgelerin toplam büyüklüğünün daha fazlası her yıl tek bir gökdelenle İstanbula katılıyor. Bilimsel olarak planlama, kentleşme ilkelerine aykırı olanlarının eleştirilmesi dışında televizyonlarımızda her hangi bir gökdelenin mimari değerleri ve özellikleriyle tanıtıldığını gördük mü? Büyüklü küçüklü her yıl yapılan binlerce metrekare yapı İstanbulun kentsel kimliğini etkilemiyor mu ? Bu yapılar içinde kente, topluma çevreye olumlu katkılar sağlayan hiç mi yok? Açıkça şunu söylemek istiyorum. Mimarlık önemli bir eylemdir .Onun yerine mimarlık tarihini koyamassınız. Endişem sadece medyanın tutumuyla sınırlı olsaydı önemli sayılmayabilirdi. Ama ülkemizde mimarlığın doğru olarak tanıtılmasına ilişkin hala bir uğraşı vermek gereğini duyuyorsak, yapılarımızın, kentlerimizin perişan halini içimize sindiremiyorsak, halkımızın kentlileşememişliğini, beğeni düzeyi ortalamasının düşüklüğünü dert ediniyorsak çözümün sadece eski yapıların korunmasıyla sınırlı olmadığını kabul etmek zorundayız.

Y. Müh. Mimar?Güngör Kaftancı?