Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

"Mardin Konut Dokusu Üzerine Araştırmalar"

tarih: 
12/23/2008
poster: 
fusunalioglu-poster_webpage.jpg

 

 

 

“Mardin Konut Dokusu Üzerine Araştırmalar”

Prof. Dr. Füsun Alioğlu

Tarih : 23 Aralık 2008 

Saat : 14:30

Yer : Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı, İstanbul.

 

Yunus Aran Birlikteliği ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü tarafından Mimar Yunus Aran'ın anısına düzenlenen Konferanslar dizisinin 33. konuşmacısı, “Mardin Konut Dokusu Üzerine Araştırmalar” başlıklı konuşması ile Prof. Dr. Füsun Alioğlu olmuştur.

Konuşma 23 Aralık 2008 günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu’nda gerçekleşmiştir.

Dokuzuncu yılına giren Yunus Aran Konferansları, Bilimsel Danışma Kurulunun önerileri doğrultusunda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğrencilerinin mimarlık-şehircilik kuram, pratik ve eğitimine, birikimlerine katkıda bulunmak ve uluslararası üne sahip kimi mimarları ulusal mimarlık ailesi ile tanıştırmak amacı ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü 1999 mezunu Mimar Yunus Aran’ın (1976-2000) anısını yaşatmak için, O'nun tutku ile bağlı olduğu mesleğinde yapılacak akademik ve kamusal etkinliklerin, O'nu anmanın en anlamlı yöntemlerden biri olduğunu paylaşan ailesi ve arkadaşları tarafından düzenleniyor.

Konuşmacı hakkında daha fazla bilgi için http://www.yunusaran.org/prof-dr-füsun-alioğlu-0 adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Konuşma Özeti

Mardin, Anadolu’nun güneyinde Mezopotamya’nın bereketli topraklarının devamında bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Önceleri Kale daha sonra ise Kale’nin altındaki yamaçta kurulan surlarla kuşatılmış şehir, Mardin’deki yapıların yerleşme alanı olmuştur. Günümüzde Kale bir kalıntılar alanıdır. Şehir dokusunda ise çeşitli dinsel inançlara ait mabetler, toplumsal yapının gerektirdiği binalar ve daha çok da farklı etnik toplulukları barındıran evler inşa edilmiştir. Bu konferansta, Mardin’in, çeşitli etkenlerle oluşmuş şehir dokusu ve bu dokunun önemli unsurlarından olan geleneksel konutlar ele alınacaktır.

 

“Mardin Konut Dokusu Üzerine Araştırmalar”

Prof.Dr. Füsun Alioğlu 

Hepiniz hoş geldiniz, bu değerli konferanslar dizisinde bulunmuş olmaktan dolayı gerçekten ben de çok mutluyum. Mimar Yunus Aran adına düzenlenen ve 33.’sü yapılan bu etkinlikler, görülüyor ki, gerçekten kurumsal nitelik kazanmış durumda... Doğrusunu isterseniz bu dizinin bir parçası olmaktan çok mutluyum. Çok keyif alarak bu sunumu hazırladım ve bütün emeği geçenleri, başta Emine Güreli`yi kutluyorum. Bir anıdan yola çıkarak aslında mimarlığa mimarlığın eğitimine, uygulamasına bu kadar hizmet veren konferanslar dizisini düzenlemek oldukça zor bir iştir. Gerçekten emeği geçen herkesi burada kutluyorum.


Mardin, biraz önce de Hale Hanım’ın da sunduğu gibi, Mardin benim doktora tezimdi. 1980`li yıllarda, yaklaşık 5 yıl süreyle bu kente gidip gelerek, hazırladığım bir doktora teziydi. Bu çalışmaların sonuçlarından hazırlanmış bir sunuş olacak sizlere. Tabi biz bugün Mardin’i tarif ettiğimiz zaman şöyle diyebiliriz; Mardin, ülkemizin Güneydoğu Bölgesi’nin şehirlerinden biridir. Fakat gerçekten eğer tarihi çalışıyorsanız, eğer mekânı çalışıyorsanız, bu ifade, çok da anlamlı olmayan bir tanımlamadır.

Bugün sizlere bir takım haritalar göstereceğim. Mardin tarihi üzerine araştırma yapmış bir grubun hazırladığı bir dizi haritaları sizlere sunacağım, ama çok da yoğun bir tarih bilgisi vermeyeceğim sizlere…

Bakın bu “III. Binyıl Höyükleri” isimli bir bir harita. Bu ise II. Binyıl`da bölgeyi gösteriyor; Hurriler, Hititler, Mittaniler bu bölgede yaşamışlar. Mardin’in tarihi hakkında, tabi M.Ö. 3000`den önce Mardin vardı diyemiyoruz, ancak elimizdeki ilk belge IV. ve V. yüzyıllara tekabül eden bir belgedir. Bir gezginin Mardin kalesinden söz ettiğini biliyoruz ama, bu bölge o kadar hareketli ki, bu haritalarda sizler de bunu çok genel olarak hemen görüp kavrayacaksınız. II. Binyıl’a gelindiğinde ise, bölgedeki hareketlenme bize aslında ne kadar önemli kültürel katmanların oluştuğunu gösteriyor. Bu kez yine Demir Çağı’nda II. Binyıl’ın sonunda bölgeye bakıyoruz; Mardin tam da bu bölgenin merkezinde yer alıyor. Bu kez de I. Binyıl’da Asur döneminde, yine Mardin`in içinde olduğu bölge diyoruz. Helenistik Dönem’de ve Roma Dönemi yolları Mardin`le nasıl bir ilişki içinde diye baktığımızda, gerçekten önemli bir ilişki olduğunu görüyoruz. Bizans`ın Doğu Roma`nın Doğu Eyaletlerinin bir tanesinin içinde yer alıyor Mardin, Roma İmparatorluğu’nun doğuya egemen olduğu yüzyıllarda… Daha sonra Mardin, Bizans Dönemi sınırlarında kalıyor, IV. Yüzyıl’da bakıyoruz Bizans`ın egemenlik sınırları içinde… Hristiyanlığın ortaya çıkışı ile birlikte, manastırları görüyoruz. Özellikle Süryanilerin oluşturduğu manastırlar yer alıyor bölgede... Bunlar otoriteden kaçmak isterken kurdukları manastırlar, ve bu bölge de çok uygun bulunmuş demek ki... Manastırları anlatan bu diğer harita ise, bize kültürel katmanlardan bir tanesini çok daha iyi açıklayabiliyor. Bir başka haritamız ise Arap istilasını göstermekte… İslamiyetin doğuşundan sonra ortaya çıkan devletlerin Bizans sınırını gerilettiği dönemlere ilişkin bir harita bu… Bakın Arap nüfusu İslam Medeniyeti kapsamında ilerlediğinde, bölge bu kez Arapların egemenliği altına giriyor yine VII. Yüzyıl’da… Daha sonra X.-XI. YY ’da, Mervaniler, Ermeniler, bir sınırda, Büveyhiler gibi, çeşitli kültürlerin nasıl etkileşim alanı içinde olduğunu bu haritalar rahatlıkla bize gösterebiliyorlar. Sonra Selçuklular’ın Anadolu`ya gelişleri... Hep hareket alanı içinde bakıyoruz, bu Güneydoğu Bölgesi var. Sadece Mardin değil; Mardin, Diyarbakır, Urfa, Halep, bütün bu Güneydoğu Bölgesi aslında bu hareketlerin en önemli noktası olmuş; kesiştiği, birbirine girdiği. Artuklular, tabi Mardin`de önemli anıtsal yapılara imzasını atan Artukoğulları devletinin Mardin`de olduğu bir dönem var. Eyyübiler var. Moğol istilası da geliyor çarpıyor Mardin`e. Gerçi kalesi çok güçlü; işgal edemiyor, alamıyor ama tüm Anadolu’yu etkileyen, Moğol İstilası bu bölgeden de geçiyor. Aşiretler ve federasyonlar  aslında hâlâ bölgenin bugüne kadar yansımış yapısıdır. Bu da Mardin`i etkileyen faktörlerden bir tanesi; Akkoyunlu egemenliği... Osmanlı Devleti’ne geçişi XVI YY’da; Osmanlı egemenliği altına girişi Mardin’in XVI. YY’a denk düşüyor. Göçebe Arap aşiretlerinin hareketleri yine bu bölge içinde yer alıyor. Bütün bu tarihi bilgiyi çok arka arkaya sundum size, çok derinliği olmayan, yüzeysel bilginin ardından bakıyoruz. Meselâ 16. YY’da Mardin`deki mahallelere baktığımızda, bu mahalleler bize aslında

bu kültürel yapının da işaretini veriyor. Meselâ  Bab’ül Hammara, Kisis, bunlar Hıristiyan mahalleleri. Bab-ü Cedid, Hıristiyan ve Müslümanların bir arada olduğu mahalle. Kölasiye, yine Hıristiyanların olduğu, Şemsiye güneşe tapanların olduğu bir mahalle. Daha sonra XIX. YY’a geldiğimizde isimlere dikkat ederseniz, artık bir caminin adı ile anılan mahallelere rastlıyorsunuz. Nüfusta bir değişme olduğunu görebiliyoruz. Şemsiler gibi Pagan bir dinin mahalle yapısına yansımadığını görüyoruz. Yahudilerin mahallesinin, ki bir-iki havrayı biliyoruz kentin dokusunda olan, ama mahalleye izini vuramadığını görüyoruz. Yüzyıllar boyunca kent bu kültürel hareketliliği bünyesine taşımıştır ve bununla devinmiştir ve değişmiştir. XIX. YY  mahalle yapısı da bize bunu rahatlıkla gösterebiliyor.

Şimdi fiziki anlamda, sizin asıl ilgilenip de geldiğiniz Mardin evine geçmeden önce, Mardin kent dokusunu, fiziksel yapısını anlatmaya kalktığımızda, Ortaçağ Anadolu kentlerinde çok sık rastladığımız bir şemayla karşılaşıyoruz; bir kale, iç kale diye de adlandırılabilir bazen, ve onun eteklerinde yer alan bir dış mahalle, suriçi diye anlamlandırdığımız ikili bir yapıdan söz edebiliriz. Bu gördüğünüz erken tarihli bir gravür; yukarıda kaleyi görüyorsunuz eteklerinde ise kentin simgesel olarak ifade edildiğini görüyoruz gravür tekniğiyle… Aynı şekilde XIIX. YY’ın ilk yarısına ait bir başka resimde yine Mardin’i görüyoruz. Hep bu resimlerde bizi etkileyen şey, Mardin`in bir tepe üzerinde yer alması, ve biraz yabani durmasıdır. Biraz yabanıl bir havası vardır aslında Mardin betimlemelerinin; hep uzak, erişilemez duygusu verir bu resimler… 1940’larda Albert Gabriel, Anadolu kentlerinin bir kısmında yaptığı çalışmalarından bir tanesi de Güneydoğu bölgesine aittir ve içinde Mardin’de yer alır. Bu da yine onun çektiği Mardin`in kentsel strüktürünü anlatan güzel resimlerden bir tanesi; sarp kayalıkların üstünde yükselen kale ve eteklerinde yer alan kent… Burası aslında kentin güney yamacıdır. Arka tarafı kuzey yamacıdır. En yerleşilebilecek yere yerleşmiştir Mardin kent dokusu; güneye, aşağıya Mezopotamya`ya bakan güney yamacıdır bu tepenin. Evet yine kentin planını görüyorsunuz, genel plan, burada kale ve altında yakın zamana kadar sınırlarını korumuş olan aşağı mahalle, dış mahalle ya da suriçi dediğimiz bölge... Burada, ilk yerleşim aslında kalede gerçekleşmiş, kamu binaları, sivil mimarlık örnekleri, anıtsal yapılar hep kalede olmuş. Fakat, yüzyıllar içerisinde kaledeki bu sivil mimarlık örneklerinin aşağı kente taşındığını görüyoruz. Kale, daha çok savunma yetisini güçlendiren bir unsur olarak yaşamına devam ediyor. Sivil mimarlık örnekleri giderek azalıyor. Kale yaklaşık 1.200 m yükseklikte, bir platform üstünde kurulmuştur. Bu resimlerde de gördüğünüz gibi sarp kayalıkların üstünde yerleşmiştir ve yapılanma bu kayalıkların güçlendirilmesiyle elde edilmiştir. Kalede, XIIX. YY’a kadar konut dokusunun korunduğunu görüyoruz. XVI. YY’da 300 kadar evden söz ediliyor. Ama XIIX. YY belgelerine baktığımızda ise, bu kez 80 kadar evin yaşanılabilir olduğunu görüyoruz. Bu demek oluyor ki süreç içinde kale içindeki işlevleri dışarıya, aşağı mahalleye aktarmıştır, diyebiliriz.

Mardin kalesine ilişkin çeşitli gravürleri ve çizimleri görüyoruz. Bugünkü durumu ise böyle; anıtsal yapıların çoğu tahrip olmuştur. Yıkılmıştır ancak dış duvarları kalmıştır. Bu gördüğünüz Artukoğlu dönemine ilişkin bir caminin günümüze kalan duvarlarıdır. Dış mahalle ise, bu dağın, bu tepenin güney yamacına lineer bir biçimde yerleşmiştir. Güney, çünkü en güzel yönlerden birisidir, bir kentin yerleşebileceği, yapıların bakabileceği… Anıtsal yapılarla birlikte, her dönemin, tek tanrılı dinlerin, işte Hıristiyanlık, Musevilik ve Müslümanlığın kutsal yapılarını kapsar. Pagan inanışlar var, Yezidilik var meselâ , Şemsiler var, güneşe tapanlar var, onlara ait bir tapınak ben göremedim, aslında kimse de bilemiyor. Belki yok oldu, belki de semavi dinlerin egemenliği ile birlikte gizlendi ya da onların bir parçası haline geldi. Bu anıtsal yapılar çeşitli inanışlara ait yapılanmalara paralel olarak, bizim asıl konut olarak dediğimiz, sivil mimari örnekleri, bu yapıda yoğun bir biçimde yer alırlar. Güneye bakan böyle bütün boşluklar eyvanlar, revaklar, pencereler gördüğünüz gibi aynı istikamete, Mezopotamya Ovası’na güneye bakarlar. XX. YY başında Mardin`in çok dokunulmamış olduğu dönemlere ilişkin güzel fotoğraflarıdır bunlar. Bu ise, 1985’te benim çektiğim, yine oldukça iyi dönemlerinden birine ait… Bu ise, 2005’te çektiğim bir fotoğraf…

Evet burada geleneksel ev tasarımını neler belirliyor? Tarihsel süreç tabi kaçınılmaz biçimde bu kadar uygarlıkların içiçe geçtiği, çakıştığı, üstüste geldiği bir yerde bu kültür ortamlarından payını kuşkusuz aldı. Buna paralel olarak Mardin’deki konut mimarisini etkileyen ögeler olarak şunları söyleyebiliriz; bunardan bir tanesi malzeme ve teknolojidir. Buradaki evlerde kullanılan malzeme, sarı kalker taşıdır. Yakın çevrede bol miktarda bulunan ocaklardan alınıyor. Bu antik bir ocak değil onu söyleyeyim yeni ocaklardan bir tanesi… Bu bütün yapılarda, anıtsal yapılar olsun, sivil mimari örnekleri olsun biz görüyoruz ki taş en önemli, en egemen malzeme. Ahşaba, zorunlu kalmadıkça yer verilmiyor. Peki nedir zorunluluk? Kapılar, pencere doğramaları, ahşabı gördüğümüz yerlerdir. Ancak geç dönemlerde, meselâ  XIX. YY’da Diyarbakır’daki evlere öykünen, ahşap kirişlemeli tavanları olan evler yapıldığını biliyoruz. Ama Mardin’in uzun süren geleneğinde bu olmamıştır. Mardin’in evleri tıpkı anıtsal yapılar gibi tonozlarla örtülmüştür; beşik tonozlar, manastır tonozları gibi tonozlarla örtülmüştür. Üstü damdır, düzdür ama iç mekânda baktığınızda eğrisel bir örtü ile mekânın kapatıldığını görürürüz. İşte bu taş, bütün teknolojiyi etkilemiştir. Sarı kalker taşı, açık renk olduğunda serttir ve taşıyıcı niteliği yüksektir. Ama koyu sarı renkteyken yumuşaktır, kolay işlenebilir, bezemeye olanak verir. Bu da bugün herkesin hayran olduğu, Mardin’deki bezeme programını ortaya çıkarmıştır. Yalnız şunu belirtmek gerekir ki, bunlar geç dönemlerin ürünleridir; XIIX. YY-XIX. YY diyebiliriz. Bezeme programının bu kadar abartılı hale gelmesi geç dönemlerin ürünüdür, ama gerçekten çok etkileyicidir.


Bir başka etken ise, iklimdir. Mardin karasal bir iklimi bize sunar; kışın soğuktur yazın sıcaktır ve yaz uzundur, çok uzundur. Dolayısıyla iklimin, bu mekânları oldukça belirlediğini görürüz. Bütün evler sıkışık bir doku oluştururlar. Sokaklar da öyledir. Organik sokaklardır, çok küçüktürler. Ancak insan ulaşımına, o dönemde kullanılan bazı hayvanların geçmesine imkân verecek boyuttadırlar. Dolayısıyla çok sıkışıktırlar, merdivenlidirler, rampalıdırlar ya da düzdürler. Çok özel bir konumlanma bizim karşımıza çıkar abbara ya da kabaltı dediğimiz, sokağın üstünün bir oda ile kapatılması örtülmesi… Bu aslında çok da anlamlıdır. Meselâ burada gördüğünüz gibi, bu iki duvarın arkasında evler vardır ve %100 bu iki ev birbiriyle akrabadır. Aslında burada aşiret olmanın, büyük aile yapısının Mardin’deki mimariyi de belirlediğini söylemek mümkün olabilir. Hiçbir zaman bir abbaranın iki yabancı aile arasında yapıldığı görülmemiştir. Mutlaka ya Ensaridir her ikisinde oturan, ya Çelebilerdir, ya Munganlardir. Mutlaka akrabalık ilişkisi vardır. Çok zengin abbara çeşitleri vardır Mardin’de, sağladığı gölgeyle yazın 40 dereceden çok daha düşük bir ısının içine girebilirsiniz hemen… İlginç bir biçimde, kışın da aynı ölçüde koruyucudur. Korunaklı mekânlar oluşturur abbaralar.

Tabi bu resimlerde hep pencereli odalar görüyorsunuz. Ama Mardin evlerinin tümü böyle değildir. Bu gördükleriniz bir kısmıdır. Bunun neredeyse iki misli kadar arkada da mekânları vardır. Ve bu mekânlar çok az, küçük pencere, mazgal pencere ile sokağa bakar havalanırlar. Aslında iklimsel tavırlardan biridir bu, çünkü yazın çok sıcak havalarda o odalara sığınır ev ahalisi… Evle ilgili üretimlerini o odalarda yaparlar, çünkü oralar serindir. Kışın da aksi bir iklim sunar. Soğuk havalarda sıcak bir ortam sunar bu arkadaki, küçük pencereli odalar… Bu odalardan iki tane örnek görüyorsunuz. Halen daha işlevini sürdüren bir evde çektiğimiz resimlerde, küpler içinde yiyecekler, turşular, içecekler belki, görülmektedir.

 

Bir başka etken ise, ki herkesin çok ilgilendiği bir konudur; Mardin’in topoğrafyası gerçekten geleneksel evin tasarımında çok önemli etkiler yaratacak biçimlenmelere neden olmuştur. Bu eğimli arazide topoğrafya tabi ki kullanılmıştır. Peki nasıl kullanılmıştır? Biz bunu büyük bir merdiven gibi algılarız, bugün Mardin’e baktığımızda; çok büyük bir merdiven gibi basamak basamak oluşmuş gibi algılarız. Bu tabi çok mantıklı bir yerden çıkar. Çok reel, oturduğu bir nokta vardır, nedir o? Bir parselin derinliğidir, oturduğu parselin… Bakın burada tek katlı bir evde, parselin derinliği bu kadar, topografya çizgisi de şu arazi eğimi… Burada bir kat çıkar, en fazla iki katlı olabilir. Bakın üstüne bir kat daha ilave edilir. Ya da, üç katlı bir eve bakıyoruz, parsel derinliği ve yüksekliğine… Arazinin eğimi ve parselin derinliği, aslında buradaki kademelenmenin çıkış noktasıdır. Altta ise dört katlı bir ev görebiliyorsunuz, Mardin’de bunların çeşitli örneklerini, buradaki şemada da olduğu gibi, tek katlı, iki katlı, üç katlı olarak görebilirsiniz. Bunlar kübik bir yükselti biçiminde değildir, araziye oturacak biçimdedir. Arazi ile örtüşür, arazi ile anlaşır aslında Mardin evleri ve arkadakinin manzarasını hiçbir zaman kapatmaz. Şu hariç, bu Mungan’ların bir evi… Çok geç dönemde yapılan bir ilave, arkadaki evin manzarasını kapatır, ama biz genellikle, Mardin evinde sözsüz bir kurallar dizisi olduğunu görüyoruz. Bir öndeki evin, arkadakinin manzarasını kapatmayacak kadar yapılandığını görüyoruz örneklerden… Mardin evinde bir başka şey daha var, genellikle Anadolu evi, tarihsel Anadolu evi açıklanmak istendiğinde, mekâna bağlı açıklamalar getirilir ve Sedat Hakkı Eldem Hocamızın yaptığı tipolojik değerlendirmek bir çok yerleşim için geçerlidir. Fakat Mardin’de bu böyle değildir, mekânsal olarak Sedat Hakkı Eldem’in tipolojisinde yer alan müthiş bir akrabalık vardır Mardin evinde… Ama yapılanmasına, süreç içinde oluşumuna baktığımızda, çok farklı bir tablo sunduğunu görürüz. Mardin’de evin, süreç içinde oluştuğunu görürüz, yani bir konak gösterin Mardin’de ki, 1850 yılında inşaa edilmiş. Böyle olmuyor. Önce zemin katlar inşaa ediliyor, sonra aile büyüdükçe, ki bu ataerkil ailenin özellikleriyle ve aşiret kavramıyla da çok örtüşen bir şey; büyüdükçe aile, ya zemin katta yan yana yatayda büyüme gerçekleşiyor, ya da bu sefer topoğrafyayı kullanmaya başlıyor. Parseli bittiği zaman, yatayda ilerlemesi durduğu zaman, düşeyde topgrafyayı kullanan bir yapılaşma içinde olduğunu görüyoruz. Böyle bir büyüme gösteriyor Mardin evi… Bu resimlerde de bunu rahatlıkla görebiliriz. Peki nelerden anlıyoruz bunları? Bir kere yapı detaylarından anlıyoruz. Bakın buradaki ile, şuradaki mimari birbirinden farklı, aynı şekilde, bu fark burası için de geçerli… Bakın burada silme gelmiş, burada bitmiş. Tabi bu bizi düşündürmeli. Burada başka bir iz var, bu bizi düşündürmeli, bütün bunlar bu süreç içinde gerçekleşmenin önemli kanıtları bizim için. Bu da yine aynı şekilde, giriş katlarında ve üst katla arasındaki farklılıklar bize bunu gösteriyor, ve topografya da, bu anlamda bir olanak sunmuş aslında…

Yine bu işlevsel özelliklerine baktığımızda Mardin evinin bu büyüme olgusuyla paralel biçimde geliştiğini görüyoruz. Ilk yapılan bölümler, zemin katta evini inşa ettiği zaman, bütün işlevlerin burada yer aldığını görüyoruz; selamlık, mutfak yaşama birimleri, odalar, ahırlar.. Bazen hepsi birlikte zemin katta yer alabiliyor. İlk dönem evlerinde bunu görebiliyoruz. Ama kat adetlerinin fazlalaşmasıyla, ve günümüze geldiğinde, biz Mardin evine baktığımızda, giriş katlarında, hizmet mekânlarının yer aldığını görüyoruz. Yaşama birimlerinin ya da selamlık mekânlarının artık üst katlara taşındığını görüyoruz. Böylece Mardin evinde, o süreç içinde değişim, aslında işlevlerin de yer değiştirmesine neden olmuştur.

Avlular hayatın vazgeçilmez alanlarıdır, içe dönük mahrem mekânlardır aslında bunlar, yüksek duvarlarla çevrilidir, bu duvarlarda bazen, at yahut deve varsa, onların yemlenebilmesi için yemlikler yer alır bu duvarlarda. Çok büyük avluları olan evler vardır. Kadınlar burada kışlık yiyeceklerini üretirler, salça yaparlar, tarhana yaparlar, çamaşır yıkarlar... Avlu bir taraftan kadın mekânıdır, ama bir taraftan da bazı ailelerde selamlığın yer almasıyla bir erkek mekânı haline de dönüştüğünü görürüz biz avlunun…

Bu meselâ , Mungan’lara ait bir resimdir. Giriş katında, şurada terasın altindaki oda, cok karakteristik bir mekân yer almaktadır, ve ilk dönemlerde biz selamlık olarak kullanıldığını biliyoruz. Daha sonra, alt katın hizmet işlevleriyle donatılmasıyla tabi ki bu özellik üst katlara geçmiştir.

Yine avuları görüyoruz. Mardin evinde katlar arasındaki merdiveni siz teraslar arasında dışarıda görürsünüz. Mutlaka kapalı mekânlar arasında da merdiven yapmışlardır. Fakat bu bağlantı o kadar güçlüdür ki, alt kattan en üst kata kadar çıkmak… Her terastan bir sonraki terasa ulaşabilirsiniz. Bu merdivenler de bize aslında, o katlara dağılan o büyük ailenin izini vermektedir. O giriş katında yapılan hizmet aslında yukardaki katlara ulaşmaktadır, bir bütün olarak Mardin evi çalışmaktadır. Bunu çok rahatlıkla hissedebiliriz.

Yine iklime karşı, iklimsel mekânlarından bir tanesi de aslında Mardin yaz olduğunda eskiden tabi büyük aileleri, yakın çevredeki yazlık mekânlara, badem ağaçlarının, esintisinin, suyun bol olduğu yerlerdeki köşklerine giderlermiş. Fakat konumu nedeniyle Mardin, aslında yazın dahi serin iklim sunabilen esintili bir bölgedir. Bu gördüğünüz odalar manzara ya da mandara -aslında manzaradan çıkmaktadır- yani ne demektir, Mezopotamya Ovası’na bakar bu odalar ve Mezopotamya Ovası, Mardin kenti için manzaradır. Bu odalara adını vermiştir. Bizim Anadolu’daki evler için söylediğimiz başodaya tekabül eden bir deyimdir, mandara ya da manzara… Bu odalar da oldukça ferah yapısıyla yazlık-kışlık mekân diye düşündüğümüzde yazlık olarak adlandırabileceğimiz mekânlar arasında sayabiliriz. Bunlar geç dönemde yapılmış olan başodalar. Mardinli Loli Usta var, son dönem mimarlarından… Bu onun kendi evi. Bezeme programının son derece yoğun olduğu ve bir çok yapıda aynı programı gördüğümüz, aynı programı izleyen bir mimar-ustadır. Yine mandara, manzara, yahut başoda dediğimiz odalar, aynı şekilde kendini Mezopotamya Ovası’nın kucağına atacakmış gibi biçimlenmiştir. Tabi biz Mardin evinin mekânsal verilerine baktığımızda, aslında ilginç bir biçime bir modülasyonla karşı karşıya kalırız. Kare, ölçüleri 3.60 – 4.00 arasında değişen bir modülün hemen hemen Mardin evini belirlediğini görürüz. Öylesine egemendir ki bu modül, gerek kapalı mekânların, gerek yarı açık mekânların yapısını belirlemiştir. Kapalı mekânlara baktığımızda Mardin’de yaşama birimleri dediğimiz, içinde çekirdek bir ailenin yaşamını sürdürebileceği, bir ocağı olan, yüklükleri olan, akşamları yatağını yorganını açıp yatabileceği, hatta bazen yemeğini yiyebileceği evdir aslında oda-yaşama birimi dediğimiz şey. Birkaç biçime rastlarız biz aslinda… Kare, geç dönemde yapı alanının sınırlı olduğu dönemlerde ortaya çıkan bir biçimlenmedir. Dikdörtgen çok sık rastlanan bir biçimlenmedir. Ters T mekânı ise, simdiye kadarki çalışmalarımda bir tek ben Mardin’de gördüm. Çünkü ters T mekânı, Anadolu’ya baktığımızda erken Osmanlı zaviyelerinde biz görürüz, anıtsal yapıların bir şemasıdır. Daha çök da güneyimizdeki uygarlıklarda çok yaygındır; Suriye’de, Irak’ta... Irak’ta meselâ Ters T mekânın yarı açık bir biçimde düzenlendiğini görürüz ki, benzer örneklere Mardin’de de rastlarız. Kökeni çok eski kültür katmanlarına kadar ulaşır. Hücre diye adlandırılıyor Mardin’de, ve çok anıtsal bir mekândır. Zaten zaviyelerde, erken dönem tabhaneli camilerde mutlaka bu mekânı görürsünüz. Mardin evinde bir de işlik dediğimiz yan odalar vardır. Böyle kare bir yaşama birimi de olsa, arkasında mutlaka işlik dediğimiz yeme-içme işinin organize edildiği, üretildiği mekânlardır. Hemen hemen bütün yaşama birimlerinde biz bu işliği görürüz. Eğer işlik yoksa arkasında, orası mandaradır, manzaradır, başodadır, misafirin konuk edildiği odadır. Yarı açık mekânlar, eyvan ve revak, çok önemli mekânlardandır. Mardin evini son derece belirlemiştir. Onların da yapısında yine bi modülasyon olduğunu görürüz.

Tabi biraz önce size anlattığım bu büyüme meselesi, topografyayı kullanma meselesi ve bu özellikli, karakterli mekânlar nasıl bir araya geliyor dediğimizde, işte bunun bir formülü yok. Bu mekânlar yanyana gelişleriyle aslında kendi özel tasarımlarını yaratıyorlar. Ama analizlere göre, dikdörtgen kitleler olabiliyor, derinlik veremiyorsunuz, tarif edebiliyorsunuz. Burada dikdörtgen bir Mardin evi ile karşı karşıyayız. Üstelik bu kat kat da değişip, her katta farklı bir Mardin evi sunar. Onun için Mardin evini bütünsel olarak açıklamak mümkün değildir. Ancak kat kat açıklayabilrisiniz. Genel tanımlarla açıklayabilirsiniz, ama Mardin evinin açıklanacak şeyi, karakterli olan mekânlarıdır esasında, bakın burada U’ya kadar giden L, kısa kollu L, tek modüllü L gibi tipolojik bir yaklaşım çıkarılabilir.

Bu yaşama birimlerine baktığımızda, biraz önce anlattığım gibi, dikdörtgen, meselâ  bir eyvan, yarı açık bir mekânın iki yanında, iki kapalı mekân arasında bir eyvan, yaşama biriminin yüklükleri vardır, nişleri vardır, birtakım objelerini koyacakları, Ters T yaşama birimi böyle birşey sunar. Bakın buralar seki üstüdür. Burası da seki altıdır. Ve yanlarda iki tane işlik olduğunda burası başlı başına bir evdir aslında.

Bazen parselasyonun sınırları nedeniyle L biçimli, Ters T’den üreme, onun bir versiyonu olarak kabul edilmiş bir biçimle karşı karşıya kalırırz. Evet, yani yine Anadolu evinde gördüğümüz seki altı seki üstü biçimlenmesi, burada tabi Arap kültürünün son derece egemen olmasının da etkisini görüyorsunuz, dikke denir meselâ  seki üstüne, seki altı ardulbeyt diye anılır. Duvarlarda da nişleri, ev ahalisinin objelerini sakladığı yerlerdir. Bu tabi geç dönem yine Munganların, en üst kattaki başodaya ait bir resim, bezeme programının nasıl birden bire değiştiğini görebiliyorsunuz. Bu bir dikdörtgen oda ve arkasında işlik var, bakın. Bir kapıyla, bir pencereyle açılmış işlik burası, karanlık, belki yan sokaklara bir mazgal penceresiyle açılıyordur. Bir havalandırma, ışıklığı vardır. Ama orası biraz önce size sözünü ettiğim, iklimsel olarak korunaklı mekânlardır.

Bunlar kahve ocakları… Kahve ocağı Mardin’de benim rastladığım bir mekân, başka bir yerde de duymadım. Misafire ikramın yapıldığı mekânlardır. Eyvanın hemen arkasında böyle bir kahve ocağı, içerde misafire sunulacak ikrâm hazırlanır.

Yarı-açık mekânlar… Yarı-açık mekânlar, Mardin evinin kaçınılmaz, vazgeçemeyeceği karakterli mekânlarıdır. En erken örneklerinden bir tanesi Firdevs Köşkü’nde, şehrin dışında. Eyvan, yanında kapalı mekânlar, su, önünde bir havuz… Firdevs, cennet demek, Cennet Köşkü… Selçuklu sultanlarının yazları burada geçirmiş oldukları ileri sürülüyor. İçeri baktığımızda bir selsal mekânın içine akan bir su, ve o suya ait ayrıntılar… Mardin’de bugünkü kent dokusunda da ben böyle bir iki örneğe rastladım, fakat sonraki gidişlerimde onlar yıkılmıştı. Aslında yaygın bir biçimde zemin katlarda yapılmış bir tasarım bu, ama zamanın uzun olduğu dönemlere ait tasarımlar bunlar… Yani havuzun başında vakit geçirmek örneğin, farklı bir ortamın, büyük ailenin ürünü…. Yaşamın hızlanmasını biz Mardin’de de bundan anlıyoruz. Zemin kattaki bu kullanım kalkıyor. Eyvan değişiyor. Su faktörü kalkıyor. Eyvandan ve işte kapalı mekânlar arasında bir yarı-açık mekâna dönüşüyor. Evet, eyvan yine; bir kol bu tarafa çıkarken burada yine bir kapalı mekân ama arada bir eyvan, bu hem bir geçit alanı hem de bir nefes alma alanı… Aynı şekilde şurada da görüyorsunuz resimlerde. Geç dönem evleri bunlar, böyle biraz Neoklasik diyebileceğimiz ama daha çok Suriye’deki yapılanmaya paralel biçimlenmeler olarak bunları görebiliriz. Yani Istanbul’daki Batılılaşma Süreci’ndeki Neoklasizmle ilgisi yoktur, daha çok güneydeki, Suriye’deki biçimlenmelere bağlı olarak ortaya çıkar. Bu da eyvandır meselâ  ama, daraldığını küçüldüğünü görürsünüz. Bakın burada kapanmış bir eyvan vardır. Çünkü değişen yaşam biçimi bu mekânların kullanımını değiştirmiştir. Kapalı olması arzu edilmiştir. Çünkü hizmetlilerin sayısı azalmıştır muhtemelen. Bu yarı açık mekânların bakımı zordur; perdeler asılır, kaldırılır, sıcağa, soğuğa karşı… Burada da dönem farklarını görebiliyorsunuz, şu zigzaglı kemer ve silme ama arkada birden bire daha çok geç dönem biçimlenmesine benzer bir duvarla kapatıldığını görüyoruz. Revaklar yine aynı şekilde... Böyle olduğunda, tasarımın son biçimleri bunlar olabilir. Ama biz Anadolu’daki birçok ev için söyleyebileceğimiz, örneğin, Safranbolu plan tipinde olduğu gibi, budur, diyemeyiz Mardin için... Ancak bu planları yaratan mekânlardan bunların birleşimlerinden söz edebiliriz. Bu aynı şekilde cephe düzenine de yansımıştır. İşte kapalı mekânların cephe düzenlemeleri böyledir. Erken dönemlerde daha az pencere vardır. Daha az dışarı açılınır. Geç dönemlerde daha çoktur pencere sayısı... Bu da eyvanın cephe düzenidir. Eyvanla kapalı bir mekân yanyana geldiğinde, her biri kendi cephesinin özelliğini yansıtır ve cephe böyle oluşur. İşte o zaman bütün karakterli mekânların plan özellikleri, cephe özellikleri birdenbire Mardin evini ortaya koyar, ama bunu formüllerle anlatmak mümkün değildir. Sokaklar, kapılar, her birine bu gözle baktığımızda, her biri Mardin evinin  birer parçasıdırlar, bir araya geldiğinde Mardin evi oluşur. Bakın, bu çok erken tarihli bir oda olmalı, küçük bir havalandırma penceresi, ve bezeme en aza indirilmiş. Bu biraz daha erken bir örnek, aynı şeyler tepe pencereleri için de geçerli, silmeleri için de geçerli, bu çok erken tarihli bir bezeme biçimidir. Kasımiye, Zinciriye medreselerinde, yani Artuklu yapılarında, biz meselâ bu bezemeyi görürüz, Ulu Camii’de görürürüz. Ama bunlar ise geç dönem ürünleridir. Örnekler üzerinden baktığımızda, Milli evi buradaki muhtemelen eski bir Selçuklu sarayına Milli Ailesi yerleştirilmiştir, XIIX. YY  başında ve uzun zaman burada ayan oldukları bilinmektedir, kent yönetiminde etkin oldukları bilinmektedir. Çok geniş bir araziye yayılmış evleri vardır. Kat kat biçimlenmiştir, bakın burası zemin kat arkasinda bir eyvan var, arkasında mutfak var, bunun karşısında tekrar bir eyvan var, şurada o ters T tipi dediğim mekân var, ama bu yarı açık bir mekândır.