Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

"St.Petersburg?un Üç Asırlık Tarihçesi. Bugünlerin Kentleşme Eğilimi. Kentin Geleceğine Bir Bakış"

tarih: 
04/16/2002
poster: 
afis.POPOV.jpg


“St. Petersburg’un Üç Asırlık Tarihçesi”

Tarih: 16 Nisan 2002

Saat: 14.30

Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı, İstanbul.

 

Yunus Aran Birlikteliği ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü tarafından Mimar Yunus Aran'ın anısına düzenlenen Konferanslar dizisinin 9. konuşmacısı, ‘St. Petersburg’un Üç Asırlık Tarihçesi’, başlıklı konuşmasıyla Prof. Vladimir Vasilyevich Popov olmuştur.

Konuşma 16 Nisan 2002 günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryum'unda gerçekleşmiştir.

Konuşmacı hakkında daha fazla bilgi için  http://www.yunusaran.org/prof-vladimir-vasilyevich-popov adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Konuşma Özeti

Konuşma özetine ilişkin bilgi yakında yüklenecektir.

 

“St. Petersburg’un Üç Asırlık Tarihçesi”

Prof. Vladimir Vasilyevich Popov

Hayat boyunca yaşadığım ve çalıştığım şehir hakkında sizlere bilgi vermek üzere davet etmekle beni onurlandırdınız. Doğal olarak bugün St.Petersburg’un yapılandırmasından ve mimarisinden söz edeceğiz. Evet, bugünlerde daha 300 yıllını dolduracak olan bu şehir nedir. Belki sayın dinleyecilerimizin bir kısmına yabancı gelecek benim şehrim.

St.Petersburg’un kurulması ile gelişmesi Rusya’nın 17. yuzyılı ile 18. yuzyılın başlangıcında yaşanan siyasi olaylarla ve ilk önce tarihinizde Deli Petro olarak geçen Ulu Reformcu Rus Çarı 1.Petr adı ile içiçe idi.

17.Yüzyılın başlarında Rusya, Neva ırmağının etrafındaki topraklarını kaybeder. 1667 tarihinde imzalanan ve Stolbovskiy Mir adını taşıyan anlaşmaya göre Rusya, eskiden kendine ait olan Baltik denizinin kıyılarını kaybeder. Çar Petro, ülkesinin Avrupa ile içiçe olabilmesi için  kaybeden toprakları geri alınması gerektiğinin farkındaydi. Ve 1700-1721 yıllar arasında suren ve Kuzey Savaş adını taşıyan İsveç ile uzun bir savaş başlar. İşte bu savaşın akıbetinde St.Petersburg’un zemini atılır.

1702 yılın ilk baharıydi; Neva ırmağının bir kolu olan ve Ohta adını taşıyan ırmağı ile Neva  ırmağının birleştiği yerde bulunan ve Nienşants adını taşıyan kale Ruslar tarafından feth edilir ve 27 Mayıs 1703 tarihinde Neva’nın ağzında bulunan ve Enisaari (Günümüzde Zayaçiy Ostrov) adını taşıyan küçük bir ada üzerinde yeni kale kurulur. Ve kale Sankt Petersburg olarak adlandırılır ve sonrasında tarihte Petropavlovsk Kalesi olarak geçer. İşte bu  yıl şehrin kuruluş yıldönümü olarak kabul edilir.

1704 tarihinde, ileride Rus filosunun tersanesi olacak Admiralteyskaya Krepost adını taşıyan Neva’nın sol kıyısında daha bir kale kurulur. Aynı yıl, günümüzde Kronşdat adını taşıyan yapay adası üzerinde Kronşlot adını taşıyan küçük bir kale kurulur. Bu 3 kalenin korunması altında St.Petersburg kurulmaya başlar.

Başında şehir plansız bir şekilde yapılır. 1706 tarihinde ise Belediye Departmanı kent yapılanma işlerini kendi himayesi altına alır. Bu Departman bütün binaların projelerini hazırlar ve böylece sadece idare bölümü değil şehir yapılmasında ilk mimarlık merkezi olur.

Çar Petro, Poltava savaşının 1709 tarihli zaferi ile Vıborg adını taşıyan kenti 1710 tarihinde ele geçirmesi sonrasından 1712 tarihinde Rusya’nın başkentini Moskova’dan St.Petersburg’a taşır.

Aynı tarihlerde Çar, şehrin düzenli yapılması için Rusya’da ilk yabancı mimarları olan sonrasında Rus adını alan Domeniko Trezini ile Jan Batist Leblon’u Rusya’ya davet eder. 1716 tarihinde Trezini ile Leblon St.Petersburg’un ilk kent planlarını yaparlar; ve şehir bu genel planlar üzerine bugüne kadar inşaa edilir.

Şehir kurucusu olan çar 1.Petro iradesi buydi; St.Petersburg’un eşsiz önemi ile birlikte Rusya’nın Avrupa’ya bakan penceresi konumu olacaktır. Ve bu amaca ulaşmak için bütün çabalar sarfedilir. Soylu olan herkes başkente bir köşk yapacaktı. Ve Rusya’nın geleneksel ahşap konutların yerine taş binaları yapılacaktı. Bunu gerçekleştirmek üzere özel bir vergi konulur; St.petersburg’a deniz olsun karayolu olsun gelen herkes belirtilen miktarda taş getirmek zorundadır.

İmparator ise şehrin ilk mimar fonksyonlarını üstlenir. Bu da şehir yapılanmasının sürekliliği ve cadde ile meydanların mimari şekli saptanmasından geçer. St.Petersburg’u tüm Rusya inşaa etmiş dersek abartmış olmayacaktır; bütün maddi ve insan kaynakalrı buraya akardı.

Taa, o zamanlarda Çar 1.Petro ile temel olarak atmış olan şehir yapılanmasındaki mimari prensipleri taş gibi durur ve sonraki hükümdarlar buna uyararak başkentin gelişmesini bizzat kendileri  takip ederler. Bu yüzden şehir yapılanma tarihçesinde Rus İmparatorları’nın her birinin adını taşıyan bir dönem vardır.

Çar 1.Petro’nun vefatından sonra şehir hızla tenhalaşmaya başlar. Yazın 1725 tarihinde nüfusunun yarısı kalır.  1728 tarihinde başkent Moskova’ya taşınınca St.Petersburg’un inşaa edilmesi durur, yarı kalan binalar çökülmeye başlar. 1732 tarihinde ancak İmparatriçe Anna İoannovna tarafından şehre başkent staüsü geri verilince St.Petersburg’ta hayat ile inşaat işleri yeniden başlar.

Petro dönemi mimarları Trezini, Korobov ve Zemtsov idaresi altında binaların bir çoğu yeniden kurulmaya başlar. Kunstkamara adını taşıyan müze binası, Dvenadtsati Kollegiy adını taşıyan binası, Konyuşenniy Dvor adını taşıyan binası ve daha çok binaların inşaası tamamlanır. 29 Haziran 1733’te Petropavlovsk adını taşıyan Katedral törenle kutsallaştırılır. İmparatriçe genç mimar Bartolomeo Rastrelli’den Zimniy Dvorets (Kış Saray) adını taşıyan sarayın projesini, mimar İvan Korobov’dan ise Admiralteystva adını taşıyan binanın projesini hazırlanmasını ister.

1736-1737 tarihlerinde St.petersburg yıkıcı yangınlara teslim olur. Yangında binden fazla bina tahrip olur. 1737 tarihinde üyeleri büyük devlet adamları ile mimarları olan St.Petersburg Binalar Komitesi adını taşıyan kuruluş meydana gelir. Komite bünyesinde bunun Başkanı Petr

Eropkin ile birlikte Zemtsov ve Korobov mimarları da faaliyet gösterir.

Eropkin, radyal-kavis şeklinde olan şehrin merkezinin projesini tamamlar.  Buna göre Admiralteystvo binasından 3 ana cadde olan Nevskiy ile Voznesenskiy caddeleri ve Gorohovaya sokak radyal olarak başlayacaktı. Ana meydanların yerleri de belirlenmişti.

İmparatriçe Anna İoannovna’ın vefatında sonra çar Petro’nun kızı Elizaveta Petrovna tahta çıkar. Ve Rus barokun parlak devri gelir. Parlak ustalık noktasında bulunan Bartolomeo Rastrelli, Antonio Rinaldi, Savva Çakvinskiy ve diğer mimarlar St.Petersburg’u muhteşem mimari gurup, saray ve köşkler şehrine dönüştermeye başlarlar. Rastrelli, Zimniy Dvorets, Stroganov Sarayı ile Vorontsov Sarayı, Smolniy Manastır, Petergof Sarayı ile Tsarskoe Selo (Çarların Köyü) sarayların mimarı olarak tarihe geçer.

İmparatriçe Büyük Ekaterina’nın hükümdarlığı, St.Petersburg mimari tarihçesinde özel bir dönem oluşur. Daha kendisinin tahta çıkması 1762 tarihinde St.Petersburg ile Moskova Taştan Yapılandırma Komitesi’ni kurar. İvan Betskoy bu kuruluşun başkanlığına geçer. İmparatriçe Ekaterina, St.Petersburg’a Avrupa başkentin parlaklığı ile şekil verilmesinde çaba gösterir ve bunun için binaların 2-3 kattan daha büyük olmasını ister.

Barok dönemi yerine klasik dönemi gelir. 1757 tarihinde kurulan Rusya Sanat Akademisi için imparatriçe emri üzerine Kokorinov ile Vallen-Delamot mimarları tarafından muazzam bir binanın temeli 1765 tarihinde atılır. Bu dönemde Rinaldi mimarın eseri olan Isaakiy Katedralı da kurulur. Felten, Delamot ve Kvarengi mimarları Zimniy Dvorets Sarayı’nın restorasyon işlerini yaparlar. Nehir ile kanallar taşla kaplanmaya başlar. Mramorniy Sarayı, Tavriçeskiy Sarayı ve başka saraylar, Andreevskiy ile Knez Vladimirskiy gibi ünlü katedrallar, St.Ekaterina’ın katolik Kilisesi, Yeni Hollanda adını taşıyan muhteşem binalar gurubu gibi birçok tanınmış binaların projeleri hazırlanarak inşaa edilir.

1.Pavel çarlık döneminde Gatçina ile Pavlovsk adlarını taşıyan çarların yazlıklarında saray gurupları St.Petersburg’ta ise Mihaylovsk sarayı kurulur. Çar Pavel’ın emri üzerine ve Rus silahının Napoleon’u yenme anıtı olarak Kazan Katedral’ın inşaa edilmesi başlar. Bunun mimarı olarak mimar Andrey Voronihin tayın edilir ve katedral çarın vefatından sonra tamamlanır.

29 Mayıs 1803’te St.Petersburg’un ilk 100 yıldönümü töreni Senatskaya Meydanı’nda 1.Petro’nun ünlü neykeli önünde yapılır. Bununla ilgili geçit resmi yeni İmparator 1.Aleksandr emrinde yapılır. İmparator, büyükannesi Büyük Ekaterina’nın  vasiyet ettiği kanuna uyararak ülkesini gönlü ile idare edeceğini bu törende ilan eder.

Ve başkent, Ulu şairimiz Puşkin’ın ifadesine göre klasik ve zarif bir görünüş alarak yeniden inşaa edilmeye ve süslenmeye başlar. Bu dönemde birçok mimari eserler kurulur. 19. asrın ilk on yılları Andrey Voronihin, Andrian Zaharov, Karl Rossi, Vasiliy Stasov, Tom de Tomon, Luidji Ruski, Ogüst Monferran gibi mimarların parlak devri olmuştu.

İtalya’dan Rusya’ya bebekken getirilen Rossi mimarının St.Petersburg’un inşaa edilmesinde büyük bir payı vardır. Mihaylovskiy Sarayı ile meydanı, Aleksandrovskiy tiyatrosu, Dvortsoviy Meydanı’n ünlü kemer ile tanınan Genel Kurmay binası ile tamamlanması, Senatskaya meydanında bulunan Senat ile Sinod binaları gibi şehrin ana yapıtları Rossi’nin eserleridir.

Neva panoramasında merkez binalar gurubu olan ve Vasilyevskiy adasında bulunan Birjevaya Meydanı Tomon;  Admiralteystvo binası Zaharov; St.Petersburg’un ana katedralı sayılan İsaakieyvskiy Katedralı ile Dvortsovaya Meydan’ın merkezinde yer alan ve Napoleon’u yenmesi ile ilgili 1.Aleksandr’ın şerefine kurulan Aleksandrovskaya Sütunu Moferran mimarlarının ustalıkta parlak noktası olmuştu.

Şehrin kalabalık ırmak ile kanallar ve özellikle Neva üzerindeki köprülerin inşaa edilmesi şehir için önemli bir mesele olur.  1816 tarihinde Rossi ile Stasov üyeleğnde Yapıt ile Hidroteknik İşleri Komitesi kurulur. Fontanka ve sonra Moyka ırmakları üzerinden ilk  7 taş köprüsü kurulur. 1823 tarihinde araçlara uygun Panteleymonovskiy ilk zincir köprüsü Fontanka ırmağı üzerinden atılır. Blagoveşenskiy adını taşıyan ilk daimi köprü Neva ırmağı üzerinden 1850 tarihinde faaliyete açılmıştır.

Sizin de gördüğünüz gibi 18 ile 19 asrın ilk yarısı arasında Rusya’nın başında bulunan idareciler mimarlıkta yüksek kaliteli çözümleri için tüm tedbirleri alırlar. Sanat Akademisi bünyesinde bulunan ve milli mimarlarımızı Avrupa düzeyinde yetiştiren mimarlık kursları 18 asrın ortasından başlar. Bu dönemde Rus mimarlar eğitim için yurtdışına gönderilir, yurtdışından ise meşhur yabancı mimarlar davet edilir. Zemtsov, Korobov, Bajenov, Voronihin, Stasov, Starov mimarlarımızın yanısıra Trezini, Delamot, Rastrelli, Kvarengi, Kameron, Rossi, Tomon, Monferran ve Avrupa’nın başka milletlerin temsilcileri  St.Petersburg kurucuları olarak sayılır. Bunların aralarında Leblon ve Şlüter gibi memleketinde ün kazanan mimarlar vardı, Trezini, Rastrelli, Rossi, Kvarengi, Kameron, Tomon ve Moferran gibi diğerlerin yetenekleri Rusya’da yükselir.  Bu yüzden St.Petersburg, Rusya’nın en Avrupalık şehri olmakla beraber önemli derecede uluslararası bir kent olarak sayılır. Tüm ünlü mimarlarının ortak çalışmaları şehrimiz özelliğidir.

Ayrı bir binanın sadece kompozisyonu değil de bu binanın detaylaşması ve  yandaki binaları ile bütün çevresi ile ahenk tutması hayranlıkla izlenir. Mükemmel  ustaların eserleri olan bu yapıtlar, Neva ve diğer ufak ırmaklar ile kanallarının suları temas kurduğu yerlerde birbirleri ile ahenk sağlamakta olup muazzam manalı mimari bir gurup oluşturmakta ve uzaktaki külah ile kübbelerini, rıhtım granitlerini, bronz anıtlarını, bahçe ile parkların yeşiliğini panorama almaktadır. Klasik yapıtlar barok mimarisini sadece tamamlakta değil yapıtlara ciddiyet ile sertlik vererek bunu gelişmektedir. Daha 19 asrın ilk yarısında St.Petersburg mimari sanatının mükemmel eseri olarak geniş çapta ün kazanmaktadır.

İmparatoluğunun en seçkin aristokratları ile en zengin adamları bir araya toplayan başkente her taraftan para ile malzeme akını oluşur. Bu koşullar sağlanmazken binalar nasıl kurulur ve işletilir ki. Başkentin muazzamlığı mimarlıkta tüm Rusya’ya yön verir.

St.Petersburg’un yapıtları taşradaki taklit etmesi için bir örnek haline gelir. Başkentin genel planları ile örnek projeleri yararlanmak üzere ülkenin dört bir yanına gönderilir. Devlet makamları inşaat ile alakalı norm ile kuralları yaratır, yönetmelikleri oluşturur. Nihayet St.Petersburg mimari ekolü genç mimarların yuvası olarak bunları atolyelere gönderir. St.Petersburg mimarisinin gelişmesi bu etapta olagandışı bir önem taşır – barok ile klasik devrinde alınan yüksek bir nota geleceği için de yön vermektedir.

19.Asrın ikinci yarısı ile 20.Asrın başı arasındaki dönem şehir gelişmesinin devamındaki önemli bir etaptır. Ülkenin köhne devirden sanayi devrine geçme bu yıllarda Rusya’nın diğer bir reformcu 2.Aleksandr ve sonra bunun oğlu Barışçı Çar adını taşıyan 3.Aleksandr idarecilik yaparlar.

St.Petersburg Rusya’nın idari bir merkezi ve bunun batısındaki en büyük deniz limanı olarak finansal ile sanayi faaliyetleri için mıknatıs konumuna geçer. Metropole yol tutan yüz binlerce insanlar için yeni iş yerleri ile toplu konutlara şiddetli ihtiyaç oluşur. 1861 ile 1866 yıllar arasında yalnız 5 yıl içinde sanayi işletmeliklerin sayısı 137’den 355’e yükselir. Viborgskaya Storona, Nevskaya, Narvskaya ve Moskovskaya Zastava adını taşıyan ve başkentin parlak merkezini kuşatan yörelerde sanayi bölgeler oluşur.

Arazinin pek hızlı büyümesi ulaşımda sıradan insanlar için bir sorun yaratır. 1863 tarihinde at arabalar için ilk demir yolu kurulur 1874 tarihinde ise bu ilk toplu taşıtın toplam 84 km uzunluğunda 27 seferi faaliyete geçer. Ve 1880 tarihinde daha önce tanınmayan elektrikte çalışan ilk tramvayın denemesi başarılı olarak yapılır.

Tarihin bu döneminde şehirde Ton, Şustov, Benua, Efimov ve Bosse gibi mimarlar çalışırlar. Zamanında Varşova ile Baltika tren garları, Neva üzerinden Liteyniy Köprüsü kurulurlar, Bolşoy Gostiniy Dvor (Büyük Kervansaray) adını taşıyan misafirhane ise yeniden yapılır. Çar 2.Aleksandr’ın süikasta kurban gittiği yerine Mimar Parland tarafından Spas na Krovi adını taşıyan İsa’nın Dirilmesi kilisesini dikilir.

1890 tarihinde St.Petersburg’ta 150 bin işçi çalıştıran 642 sanayi işletme faaliyet gösterir. 1885 tarihinde derin olmayan Finlanda Körfezi üzerinden 32 km’lik bir kanal yapılınca sonrasında ülkenin ana deniz limanı olacak Deniz Ticaret Limanı Gutuevskiy adasında yer alır.

St.Petersburg’un 200 yıldönümü Mayıs 1903’te Büyük Petro Haftası olarak büyük bir törenle kutlanır.  Buna karşın Nahimovskiy adını taşıyan denizcilik mesleki lisesinin binası ve birkaç büyük devlet hastanesi kurulur. St.Petersburg’un nüfusu 1.Dünya Savaşı’na karşın Londra, Paris ve İstanbul’dan sonra 4.’cü yerde bulunur. Şehrin 1012 fabrikasında 250bin işçi çalışır, 3 Elektik santral, 100’den fazla banka ve 17 tane tramvay hatları faaliyet gösterir.

Bu dönem mimarlıkta elektrik ile stilizasyon işaretiyla geçer. Fakat Lidval, Lyaleviç, Peretyatkoviç, Vasilyev, Gogen gibi St.Petersburg mimari ekolün önde gelen mimarları Barok, Klasik ve Rönesans gibi Avrupa külturunun kılığını örnek olarak alırlar. Rus Bizans stili oldukça sınırlı olup ilk önce kilise yapıtlarında  kullanılır. Bu dönemde modernizmin kuzey İskandinav çeşidi temiz bir kan getirir mimarlıkta.

Aktif şehir yapılandırma süreci şehrin kılığında önemli bir şekilde yansıtılır.  Ucuz kiralık konutlarla bilenen ve Peterburg Storona veya Vasilyevskiy Ostrov adını taşıyan yöreleri ile birlikte şehrin tam merkezindeki boş arsalarda çok katlı lüks binaları da yükselmeye başlar, eski yapıtları üzerinde yeni katlar kurulur ve talep görünce.

Ana caddeler üzerinde yerini vitrin camları ve cilalı granit bloklarıyla parlayan muhteşem banka, supermarket, ofis binalarına vermiş olan sıvalanmış cephe ile görünen sert ve zarif binalar azalmaya başlar. Bu yeni yapıtlar klasik dönemine ait Nevskiy caddesi ile diğer ana caddelere bambaşka kılık kazandırır.

Bizim mimari teorisi bunun gibi yapıtlara uzun zamandır olumsuz olarak bakardı. Fakat şimdi bunu St.Petersburg mimarisinin yeni bir sayfası olarak algılanan uzmanlarla vatandaşların sayısı çoğalmaya başmış.

20.Asrında milyonlarca şehir sakinlerinin kader ile hayatını etkilemiş ve ekonomik ile siyasi faaliyetinde yön değiştirmiş olan şehrin gelişimindeki  kocaman felaketler yaşanmıştı. 1.Dünya Savaşı ve sonraki Şubat Darbesi, 1917 Ekim Darbesi ve akabindeki korkunç İç Savaşı ve yıkım yıllarında St.Petersburg’ta (1914 tarihinden Petrograd ve 1924 tarihinden Leningrad olarak adlandırılan) inşaat işleri doğal olarak durdurulur ve bundan daha fazlası şehir büyük bir sarsıntı geçirir. Şehir, felekten sille yerken 1917 tahinde nüfusu 2.400.000 iken 1920 tarihinde ise 740.000’e kadar azalmıştı yani üçte birisini koruyabilirdi. İnsanların bir kısmı sehit olmuş diğerleri ise şehir dışına kaçmıştı. Sanayi ile ulaşım sektörü durmuştu.

Soviyet Hükümeti konağının Moskova’ya taşınması ile devlet makamların, elçiliklerin ile temsilciliklerin çoğu kapanır buralarda. Yapıtların inşaa edilmesi ile işletilmesinde yararlanan maddi kaynakların akını tükenir.  Banka, ofis ve işhanı binaları kendi önemini kaybeder. Büyük burjuvaların daireleri ve aristokratların köşkleri bomboş kalır. Dine karşı savaşı sırasında kiliseler kapanır. Rusya İmparatoluğu’nun eski başkenti St.Petersburg, 20’ların resimlerinde Roma İmparatorluğu’nun zayıflama dönemini andırarak sessiz ve boşatılmış bir şehir olarak görünür; kaldırımlar otlarla kaplanmış, sokaklardan el ayak çekilmiş, Zimniy Sarayı rıhtımına dalga ile atılan barka kuruyup çatlamış durumunda kalmıştı ...

İç Savaşı’ndan sonra inşaa sektöü haricinde ekonomi faaliyeti yavaş yavaş kendine gelmeye başlar, hayat oluşan boşlukları doldurur. Sanayi ile kültur sektörlerin yeni mekanlarda ihtiyacı şimdilik boş kalan tesislelerle karşılanır; saraylar müze ve okul olarak çalışır, geniş lüks daireler bölünerek küçük dairelere dönüşür, kiliseler klüp, depo ve arşiv olarak kullanır. Ve şehrin eski kapasitesi bunun gibi mecburi çözümler için daha kurtarır.

Bu açıdan Petrograd’ı Moskova ile karşılaştırmakta yarar var; Stalin’ın Moskova rekonstrüksyonu ana fikirleri yönetmeliğinde bölşeviklerin eski Rus kente başşehrin parlaklığını getirme çabası bunun tarihi çekirdeğini tahrip eder. Leningrad’ta ise siyasi ile ekonomi faaliyetlerin en hararetli noktasından çekilmesi; şehir, 1.Dünya Savaşı’na karşın olduğu gibi kendisini muhafaza etmesi şehrin merkezindeki yapıtlar takımı korunur.

Şehrin merkezindeki az sayıda olan yeni tesisler, geleneksel şekilleri örnek olarak kurulur. Yöredeki az da olsa meydana gelen yapıtlar tarihi tiplerinden daha da serbest olarak kurulur. Fakat şehrin bu semptlerinde kurlan mimar Trotskiy’nın eseri olan Kirovskiy Belediye binası, mimar Nikolskiy’nın eseri 10 Let Oktyabrya adlı olul, mimar Barutçev’in eseri Kirovskiy supermarket gibi konstrüktivizmin radikal örneklerinde de cephelerin kendine özgü oranları, simetrik eksen kompozisyonları gibi klasik ekolün esintileri görünür. Günümüzde Rıbin ile Zazerskiy mimarlarının Palevskiy toplu konutları, Gegello ile Nikolskiy mimarlarının Traktortniy Caddesi üzerindeki yapıtlar, Levinson ile Fomin mimarlarının Karpovka ırmağın rıhtımında bulunan Lensovet adlı apartıman ve 20-30’lara ait diğer çalışmalar gibi orijinal mimarisi olarak sadece Soviyetler mimarların değil yabancı mimarların da gittikçe takdirini kazanmaya başlar.

1936 yılında profesör İlyin başında bulunan bir mimar grubun tasarladığı Leningrad Büyükşehir Genel Planı büyük ilgi çekiyor. Bu plana göre şehrin merkezi tarihi bölümün dışına taşınması ve yeniden boş bir arazide kurulması öngörüyor. Bu öneri ne kadar radikal gözükse de, Korbözye’nin 1930 yılında Moskova rekonstruksyondan geçirmede önerdiği yeni idari merkezi eski Moskova’nın dışına kurulması planıyla karşılaştşğında bambaşka bir eğilimle karşı karşıyayız. Çünkü Korbözye kavrayışında tarihi çerçeve bir degeri taşımıyor ve ölmeye mahkümdür. Leningrad mimarları kavrayışına göre ise şehrin oturmuş eski merkezi koruması ön plana çıkıyor. Eski kuşaklar çalışmaları sonucu meydana gelen eserler bir kenara atılmıyor , tam tersine şehircilik sanatı büyük bir başarı olarak korulmasını hakkettiğini savunuluyor.

İkinci Dinya savaşında yüzbinlerce insanların açliktan ölmesi, birçok Leningradların savaşta şehıt düşmesi ve bir çogu cephegerisine tahliye olmasıyla Leningrad şehri ikinci  felaketini  yaşamıştı. Sokaklar boşaldı, savaş önceki nüfüs sayısı ile ancak 50’lerin sonunda  eşitlendi.Üç bin yapı yıkıldı yedi bin zarar gördü.

Savaş sonrası beş yıl gibi rekor bir süre içinde gerçekleştirilen şehir kalkınması Peterburg  mimarliği korumaya eğilimliği sürdürmüştü.Yapıların yüksekliği kısaltmasında ve kırmızı çizgileri korumasında çok sert bir kontrol gerçekleştirilmişti. Zarar görmüş eski binaları yeniden kurulurken eskiden onlara özgü olan stilleri belgesel olarak canlandımıştı veya uygunluğu bozmayan barokko ve klasisizm elemanları içeren yeni binalar ınşaat edilmişti.

60 ‘ların başlarında Leningrad’da bütün ülkesinde de olduğu gibi mesken meselesi ortaya çıktı. Ortalama olarak bir şehirli başına  10 metre kareden daha az düşüyordu ve bu Avrupa gelişmiş ülkeleri standartlarına göre çok gerideydi. Zamanın ülke lideri Hruşev yeni devlet mesken politikasını önerdi. Yatırımların artırılmasıyla birlikte mesken tipolojisi de değişikliğine uğramıştı. 

Apartmanlar ve daireler son derece ekonomik bir biçimde kurulmaya başlamıştı ki ihtiyaci olan bütün herkes küçük de olsa ayrı bir evin sahip olabilmesi sağlanmıştı. Ülke çapında büyük bir mesken kompanyası başlamıştı. Evler fabrika yapımı hazır parçalardan yerinde toplanıyordu .Bu çözüm SSCB bütün şehirlerinde yeni kurulan mahaleleri görünümü uzun yıllar boyunca belirlemişti. Baltikten Pasifik Okeanusa, kyzey karlı topraklardan güney çöllere kadar önceden belirtilmiş parametrele ve son derece rasyonel yapısıyla yeni bir mesken inşaa metodlar oluşmuştu.

 Leningrad bu kuraldan istisna değildi. Onun yeni mahaleleri Moskova mahalelerinden şimdi sadece profesyonal ayırt edebiliyor. Koskoca araziler monoton bir halıyla örtülmüştü. İlk etapta daha çok 5 katlı evler kuruluyordu, asansörü olmadığı için maliyeti daha düşüktü.

Daha sonra şehir yer tasaruffu etmek için ağırlıklı olarak 9-12 katlı evler insaa edilmeye başlanmıştı. Ondan sonra geçen 20-30 yıllık süresinde bu inşaat tipi, kurulan yeni evler ve mahaleler, çok tipik ve özelliksiz yüzünü belertmişti.

Mesken meselesinde ön plana çıkan ekonomik şartı bir atasözümüzünde de anlatıldığı gibi ‘arbayı atın önüne konulmuştu’.Masrafları küçültmek isteyen inşaat kuruşları proje geliştirmesinden önce , mezemeleri kısıltarak mimarlar seçenekleri azaltılıyorlardı.

Monopolistik ve rekabet olmadığı inşaat sektörü gelişmeye yönelmeyemedi. Bu anormal şartlar tam olarak özel kamu ypıları kurulmasında da uygulanıyordu .Mimar önünde seçebidiği çok az ana konstruksyonlar süsleme malzemeler ve kötü işçilik vardı. Sonuç olarak eski inşaa metodları yaygın olarak kullanmaya devam etmişti ve daha yeni yapılan binalar eskileşmiş gözüküyorlar.

Bir de o zamanda soğuk savaş tam gazla devam ediyordu ve leningrad’da yüksek ilim ve teknik potansyonelden dolayı savunmaya yönelik sektörler gelişmeye başlamıştı ki Leningrad bir zamanlarda dünya çapında  bir kültür ve bilim merkezinden yepyeni ölümcül silahları geliştirmesi merkezine gelmişti.

Fakat adil uğruna o zamandaki tartışılmaz inşaat başarılarından da söz etmek gerekir.Ve onlardan sanırın en önemlisi olan 1968’de yılın general Planında yer alan şehrin geliştirmesi ve tarihi merkezi dışında kalan büyük arazileri şeneltmesidir.

Bataklar ve çöplükler, düşük ziraat üretimi olan toprakları ulaşım ve mühendislik hizmetleri sağlanmış yeni mahalelere dönüştürülmüştü. Bu toprakların rezerveleri bügün bile tüketilmedi, bügünkü şehir onları kullanarak yaşıyor. Ve özellikle Fin boğazı kıyılarında suni topraklar üzerinde kurulan yeni mahaleleri işaret etmek gerekir. Bu proje daha tamamlanmadı ama şehircilik için önemi tartışılmaz: toplu konutları ve boğaz direk yüzleştiler. Leningrad gerçek bir deniz şehri oldu. Bunun gibi büyük bir çalışma büyük yatırımlar gerektiemektedir ve bütün zorluklara rağmen devlet tarafından finanse ediliyordu ki bügünlerde kesenlikle yapılamazdı.

 Tarihi-mimari miras özelliği taşıyan objektleri koruması sorunuçok önemliydi. Tabi olan eskileme süreci , bakım için gereken masrafları eksikliği bir çok değerli yapıları kötü durumu belirlemişti. Arasıra yer alan canlandırma çabaları bir bina özellikleri göz önünde bulundurmadan kabaca sürdürülmüştü. Genellikle toplama demir-beton elemanları kullanan çözümlere priorete veriliyordu. Ve bu çözümler mimarlığa büyük bir darbe indirmişti.

Bu durum Leningrad şehri rekonstruksyonunda kompozisyon-şehircilikmadelerine verilen önemiyle büyük bir kontrast içindeydi. Leningrad’da  ülke çapıda bir ilk olarak General planında yer alan yeni inşaat kurma yasaklanan ‘koruma bölgeleri’ ve birçok kısıltmaları olan ‘regüle bölgeleri’ madeleri tasarlandı ve yasal olarak kaydedildi. Alınan tedbirler yeterince verimliydi. 1984 tar ihinde Tarihi mirası koruması için Avrupa altın madalyasını alınmasına şaşırmamak gerikir.

Perestroyka başlamasından ve onu izleyen Sovyet rejimi çöküşünden sonra en önemli haraketlerinden biri şehre sakinleri ezici bir oy çoğunluğuyla tarihi ismi geri kazandırılmasıydı. Bu kararda önemli bir rol mimarlı ta oynamıştı.

Şehir tarihi merkezindeki  mimarlığın harika anıtları insanların öz şehirle gurur duymasını sağlamışlardı.

Geçen asırları pırıltıları Rusya İmperatorluğu eski başkenti zenginliği ve ünlüğünü insana hatırlatıyorlardı. Eski ismi geri kazandırılması sevdiğimiz şehri taşralığından kurtarmak hepimizin isteğiyle olmuştu. Çünki Leningrad sosyalistik hiyerarşide sıradan bir ilçe merkeziydi. Sankt-peterburg ismi yeni bir yaşama tarzı ve eski günleri anımsatıyordu.

Biz gelen liberalizmin yeni pozisyonlardan şehrimize bakmaya başlamıştık. İntellektual potansyonali o kadar yüksekti ki ne ilim ve sanat eserleri çalıp götürülmesi ne de bir çok seçkin insanların Moskovaya taşınması veya totaliter bir rejimden yurtdışına göçmesi ki, bir Avrupa ülkesinde o miktarında olsa ülkesi kültür ve bilim hayatı dururdu , Sankt-peterburg’un özel anlamı deyiştiremediler. SSCB yıkıldıktan sonra  insanlar mentaliteleri bir evalusyon geçirdi-sıradan bir şehirliden megapolis hayatından kendileri sorumlu bilen bireylere.

Girişimciliğe güvensizlik dönemi de yaşanmıştı. O zaman yabancı sermaye içerdiği diye bir sürü ilginç ve büyük projeleri kabullenmedi . Kendimizi fazla takdir ettiğimiz zamanlar da tarih oldu. Liberalizm ilk aşamasında şehir idaresi politikası ekonomik faaliyetlere suni dayanıksız ve bir analizden geçmediği dışarıdan alınmış şemaları uygulatmaya çalışıyordu. Ardarda daha çok beyannameye benzeyen motolar üretiliyordu. Uygun ekonomik ve finansal altyapısı olmadığı için Sankt-Peterburg’u ülkenin banka başkentine dönüştürülmesi isteği fiaskoya uğramıştı. Sankt-Peterburg’u uluslararası iş merkezi yapması idia da pek başarılı olmamıştı. Sankt-Peterburg’un özel tarihi ve kültür potansyonalinden faydalanarak turistik bir merkezine dönüştürülmesi çalışmaları gereken altyapı olmadığından, düşük kaliteli ve pahalı servisten dolayı başarılı alamadı.

Büyük projeler yeterince finanse edilmediğinden bitirilmemesi, devlet mesken alanında yükümlülükleri  yerine getirmemesi, dışından borçları alınmasında zorluk çekilmesi ve özel sektörün inşaat sektörüne yatırımlar yapılmaması o zamanki şehir mimari yapılandırması alanındaki durumun özellikleridi.

Ve sonuçta acı bir niteceye varmıştıkyeni kamu yönetime giden yolunda, şehrin eski funksyonu yok oluyor, ortaya çıkan yenisi henüz netlik kazanmadı. Şehir oluşturan faktörler alenen henüz açıklanmamıştı.

 Krizden çıkma yolları şehir bulmalıydı ve ısrarla arıyordu. Sankt-Peterburg’un hayatındaki bügünkü aşaması bireyin kendisini ve kamu hayatında yeni yeri algılanmasıyla

karşılaştıralabilir. Şehirlilerin hayat standartları ve koşulları şehrin hayatı bounca kazanılmış artıları ne kadar efektif kullanılmasına bağlıdır. Bazı yabancı ülkelerindeki benzeri planları analiz ederek 90 ların başında bu sorulara cevap verebilecek güçlü bir plan tasarlanmıştı.

Bunda biz totaliterizm çağından kalan düşünce stereotipleri ve davranışları aşmakta en effektif yöntemi görüyorduk. Çünki daha önce de bütün zor sorunlara önceden hazır çözümlerle sosyal-ekonomik planlar  tasarlanıyordu.

 Bizim stratejik planımızda üç faktör birbirine sımsıkı bağlanılmıştı : şehrin sosyal-ekonomik tahmini , saha planlaması ve devlet kuruluşları reform olunması. Bu temelinde şimdi Sankt-Peterburg Genel Planlama  İnsitüsünde hesaplanan dönemi 2010 yılına kadar ve tahminiyle 2020 yılına kadar şehrin geliştirmesi genel planı tasarlanıyor.

 Yeni genel planında şehrin geliştirmesi sosyal-ekonomik tahmini ve gerçekte yerkullanımı anaplanı ile bağdaşarak saha planı oluşturuyorlar. Gairimenkul  ve belediye toprakları restruksyonu değerlendirilmesi sınırları çizilecek. Bu model esnekliğine sahip olduğundan ortaya çıkacak herhangi bir durumda pozitif çözümleri üretebilir. Sankt-Peterburg’un bir sonraki dönümü için şehir mimari yapılandırması geliştirilmesi ana dokümanı 2003 tarihinde tamamlanması bekleniyor.

Şehrin bütün topluluğun tabakları hayat şartları iyileşmesi, Sankt-Peterburg bir megapolis olarak hem Rusya’nın hem dunyanın ekonomisine entegre olması, Rusya’nın bütün Baltik küzey-batı yörenin na merkezi rölünü güçlendirilmesidir planın ana hedefleri olarak belirtilmişti.

Soviyetler’in 70 yıllık idaresi sırasında gittikçe yıpranan ve UNESKO tarafından kurulduğu Dünya Mirası Listesi’ne giren St.Petersburg’un tarihi merkezi hakkında ayrı bir söz etmek gerekiyor.

Yukarıda söz edildiği gibi St.Petersburg, kendi merkez alanında tarihi yapıtlarını koruyabilen çok milyonluk nüfusa sahib olan Avrupa’daki tek şehirdir. Bu da  şehir yapılandırma faaliyetindeki başlıca özelliklerinden birisidir. Bunun yanısıra St.Petersburg, sadece güzel binalarla dolu bir sehir değil de Ulu yapıtlar takımı ile keskin ölçülmüş çözümleri ile bilinen şehirdir. Çünkü şehir mimarları, St.Petersburg’a ile daha önce yaşayan ve faaliyette bulunan meslektaşlara büyük bir saygı göstererek çalışmış olduğu saha ile 3 asır boyunca  içiçeydi.

Dünyada bunun gibi şehirleri bilmiyorum.

Şimdi ise St.Petersburg’un merkez bölgelerini yeniden canlandırmak ve korumak bizim milli amacımızdır. Buna ilişkin hükümetçe onaylanmış 12 yıllık Federal Programı 1996 tarihinde yapılır. Akabinde, 1998 tarihinde Rusya Federasyonu ile Dünya Bankası arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde alınan kredi üzerinde günümüzde gerçekleştirilen St.Petersburg merkezinin rekonstrüksyon projesi yapılır. Son yıllarda söz konusu Programın üzerine büyük çalışmalar gerçekleştirir. Ne var ki, ülkemizin başkanı emri üzerine şehir hazırlık çalışmalarını sürdürmekte olup 2003 Mayısta kutlanacak olan St.Petersburg’un 300.Yıldönümüne karşın daha çok şeyler yapılmalıdır. Şehrin merkezi ile ilgili hazırlık çalışmalarına hükümet ile St.Petersburg Büyük şehir belediyesi taraflarından büyük bir önem verilmektedir. Elbette, bu çalışmalar yıldönümünde bitmeyecek. Ayrıca Dünya Bankası’ndan alınacak ödünç üzerine bununla ilgili çalışmalar devam edecektir.

Toplulukta yaşanan demokrasi süreçleri mimarlarımızın yaratıcılığında hayırlı olarak yansıtılır. Bereket ki zamanında, halk dilinde Stalin stili olarak geçen totalitarizm stili ile şeklinden vazgeçmiştik; yaratıcılığın devletçe yöneten SSCB’de mimarlığın fonksiyonalizmin sert koynuna sığdırması da geride artık.

Yaratıcılık faaliyeti şartları tamamen değişmiş durumundadır günümüzde. Mimarlıkta tekel devlet proje enstitü sistemin yerine özel mimari çalışmaların gelişmesi; projelendirme ile inşaatta kişiliğinden edilmiş yine tekel devlet siparişin yerine özel inisiatifler ile yatırımlar mimarların serbest yaratıcılığını besler, sağlıklı yarışmacılık ile rekabet ortamında olağanüstü mimarlık çalışmalarını yaratır.

Herhangi bir önemli projeyi kazanmak için mimari yarışmalar sistemi yeniden canlandırmaktadır. Birçok yeni tanınmış genç isimler doğmaya başlamaktadır. Geleceğe iyimserlikle bakmaya umut veren son yılki  sevindirici çalışmalar kişilikten edilmiş halk uğruna değil somut insanın ihtiyaçlarını karşılamak için yapılmaktadır.

Konuşmamın sonunda bunu da vyrgulamak istiyorum; mimarlık özel bir sanattır. Mimarın eserleri önemli bir ölçüde hem yaratıcının sanatkarlığı ile kabiliyetine hem de topluluğun maddi imkanı ve devrin siaysi ile ekonomik koşullarına bağlıdır. Neva kıyılarında bulunan şehir bunun parlak bir kanıtıdır. Günümüzde şehir ülkemizle el ele demokrasi yolunu tutmuş durumundadır. Bu nedenle St.Petersburg mimarisinde yeni bir devir açılmaktadır.

Tabi ki, her büyük bir dönemine ait ekonomi ile ideolojisi Şehrin kılığındaki sahasal çerçevesini oluşturur. Bu doğaldır. Ne de olsa, yetkeli ile totaliter ideolojilerin benzerliğinden doğan süreklilik ile takımlılık Soviyetler zamanında da şehir yapılandırma ile mimarlıkta kendi özelliği ile önemini korumuştur.

Eminim ki, bu ideolojinin karşıtı olan ve Rusya’ya artık gelmiş özğürlük ile demokrasi ideolojisi devrinde de St.Petersburg mimarlarının kendi şehrine hayran kalması ulu şehir yapılandırma geleneğine sadakat olaması ve bunların koruması ile geliştirmesinin teminatıdır.

Teşekkürler!